-yokoluşçuluk (spekülasyon)
YOKOLUŞÇULUK ve YARI VARLIK
Varlığımız nerede? biz kendimizde miyiz? Var olmak nedir? Olmuş olmak nedir? Evrim/tekamül nedir? Devinim nedir? Var olmak , yok olmak nedir? Varlık nedir, yokluk nedir? Neler nedir? Neler ne değildir? Şey nedir? Bir şey olmak nedir?
sürekli ihtiyaçlara bağımlı olan oluşumlara , bir şekilde olmuş oldukları için hepten yok diyemeyiz fakat onlar tam olarak var değildir. onlar bir yansıma, bir gölge ya da bir hologram gibidirler. (oluşum) bize var olduğumuzu zannettiren şey bilinçtir. akıl bize olmuş olduğumuzu kanıtlar. Oluşum olduğumuzu kanıtlar. Yoklukta olmadığımızı kanıtlar ama akıl, var olduğumuzu kanıtlamaz. Akıl ve bilinç taşımayan canlılar ise oluşum değildir. Onlar olmuş değillerdir. Sadece ortadadırlar. Bir düzenek gibi kurulmuş kapalı devre sistemler yani organizmalardır. Ekolojik denge için ortaya atılmış olan statik zihin ve sınırlı zekaya sahip , programlanmış canlılardır. Evet hayvanlar ve bitkiler.
Hayvanlar da, homo türleri haricinde bilinç , idrak, biliş düzlemlerinde ya da akılsal düzlemde insana benzer bir evrimsel sürece tabi mdir? evrimsel biolog ya da evrim bilimci değilim ve fakat hayvanlar böyle bir şeye tabi olsa bile homo sapiens sapiens, o kadar büyük bir fark atmış durumdaki; hayvanların evrimsel süreci devam etse bile bu süreç böyle aynı şekilde devam ettiği sürece hayvanların evrimsel süreci bizim yanımızda her zaman yok gibi duracak. yani benim kendimce hükmümde, hayvanların akılsal ve bilinçsel evrimi yok hükmündedir. hayvanların evrimi kendince devam ediyor olsa bile, çünkü insanın da evrimi geometrik katlanarak devam ediyor ve edecek. bu farkın kapanması doğal süreçlerinde imkansız görünüyor. yani baksanıza bu gezegende çok eski zamanlardan günümüze hala ve hala insanın yanında , insan türlerinin yanında hala başka bir akıllı organizma türü ya da organik bir akıl meydana çıkmadı. Halbuki tam tersi yine insanın meydana getirdiği inorganik zeka ya da mekanik/algoritmatik zeka, yani yapay zeka ile karşı karşıya geldik.
İnsan ise tümel programlanmış bir canlı değildir. hayvanlar tümel programlanmıştır. doğal seleksiyon içinde belli kalıplarda yaşarlar. İnsanoğlu programlanmamıştır çünkü sınırsız irade ve sınırsız akıl taşır. Ayrıca tümel bilince sahiptir. hayvanlar ise tikel bilince sahiptir. Peki insandaki bu bilinç yerinde mi sayıyor? Ya da evrende yerinde sayan bir şey var mı? Mamafih bu bilinç yerinde saymaz ama her zaman illaki ideal tekamül yönünde gidecek diye bir şey de yok. çatışma ve kavramsal entropi gereği çöküşe ve parçalanmaya doğru da gidebilir ya da yozlaşmaya doğru da gidebilir. Bilinç dediğimiz şey, algıların yönetimi, derin kültür değişimleri ve algıların değişmesiyle peki ala yozlaşabilir.
Olmuş olmak yani bir oluşum olmak ise; gerçeklik hissi veren bir düşüncedir. yerleşik ve duygusal, duyumsal imgedir. Bu da bilinçtir. Bir klişedir. Gerçeklik dediğimiz şey de bir klişedir. bilinç, kendiliği oluşturan şeydir. bu süreç, şimdilik bize ve -var olmaya- yetmez. oluşum dediğimiz şey de ihtiyaçlara bağımlılık arz eder. bütün varlık doğa, evren, kosmos ne dersek diyelim , öyle ya da böyle fizik kanunlarına ve gerekli materyale, değişime, dönüşüme ve enerjiye ihtiyaç halindedir. o halde varlık dediğimiz şey de bir gölge ya da yansımadır. Henüz bir oluşumdur. Evrenin kendi bilinci, kendiliği olmadığına göre, o da bir programlanmış sistemdir. ortada olan bir düzenektir. Hayvanlar ve bitkiler gibi. Evet sadece biz bunların hepsinden ayrılıyoruz. Kozmik varlıklarız. Yarı tanrılarız. Bizler sınırsız irade, tümel akıl ve tümel bilince sahip biricik varlıklarız.
ben hem bize hem de diğer bütün varlığa , ara varlık ya da yarı varlık diyorum. kimbilir belki milyonlarca ya da milyarlarca yıl sonra, evrimleşme halinde olan her şey statik bir olgunluğa ve nihai bir evrimsel stabil doygunluğa ulaşacak. buna da ideal tekillik ve kendilik diyorum. bu doygunluk ve süper gelişmişlik halindeki kosmos, işte o zaman bir varlık hükmünü kazanabilir .buna işte o zaman –var- diyebiliriz. Evren ve insan bu büyük zaman dilimleri içinde yok olmadan kalabilirse üzerindeki entropi sabiti kimbilir çok uzun bir zaman sonra düşmeye başlayıp yok olacak.kim bilir belki de evrende böyle bir eşik vardır. Bu eşik aşıldıktan sonra evrendeki devinim mükemmelleşmeye doğru evrilmeye başlayacaktır. Kim bilir Dünyamızda ya da Güneş Sistemi ‘ nde başlayan bu kadim entropi karşıtı hareket, buradan bütün evrene yayılmaya başlamıştır belki de. Evrenden bakınca dünyamız bir mucizedir . bu nettir. Evrende ise zaten yok olmak yok. Çünkü bir termodinamik yasasına göre evrende oluşmuş hiçbir enerji yok olmuyor. Dönüşüyor. Evren büyük bir geri dönüşüm makinası.
bu kemalat, dinginlik, olgunluk ve sükunet içinde büyük ölçüde form ve fonksyon değiştirmiş olan madde ve enerji, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan bir kosmos içinde yine hiçbir şeye ihtiyacı olmayan yaratıklar/varlıklar meydana getirebilir. ya da getirilir. işte o zaman gerçek bir varlık hali oluşur. evren ve içindeki canlılar yarı varlık değil; varlık olurlar. Yani Bigbang’ ten ya da Enflasyon/Şişme’ den beri geçen 13,5 milyar yıl, şu ana kadar ancak bir yarı varlık ortaya çıkardı. insan olmasaydı bu da olmayacaktı. yani yarı varlık da değil; bir yokluk olacaktı. aklın ve bilincin ortaya çıkışı , varlığı yarılatmaya yetmiştir.
Var olmak, ilahi ve aşkın bir durumdur. bir kusursuzluk hali ve bir sonsuzluk şeklidir. varlık durumu mükemmellik ve tekilliktir, kendiliktir. kendi kendinde olmak,.kendinde olmak, kendine olmak , neredeyse ihtiyaçsız, zaafsız ve acziyetsiz olmaktır. var olmak varım demek değildir. eskiyen , çürüyen, dönüşen, bağımlı, eksilen, yok olan ve ölen hiçbir şey var olmuş değildir. yarılanmış bir oluşumdur. yarı varlıktır. aralanmıştır. yani ara varlıktır. hayalet gibidir yani holografiktir. nispeten, nispet edilebilecek bir sujedir. Nispet edilebilen ve kıyaslanabilen her şey yok hükmündedir. Devinim halinde olduğu için eksik ve kusurlarla doludur. Kendi kimliği yoktur çünkü. Kendisi yoktur. Benzeri çoktur. izafidir, görecelidir, yanıltıcıdır, gelişim halindedir, dönüşüm halindedir, henüz gerçek değildir. bir gerçekliktir.
somut dediğimiz şey bize göre somuttur. Hatta herkese göre farklı bir somut/soyut vardır. Aynı şey soyut için de geçerlidir. bize göre her şey çok gerçek gelmektedir çünkü biz de yarı varlıklarız ve bu yarı varlığın yani bu kosmosun zaten içindeyiz. madde dediğimiz bu yarı hayaletten olma yarı varlıklar olarak yarı duyularımızla her şeyi yarı algılarımızla , yarı bilinçlerimizle örtüştürerek, kaynaştırarak kendi dimağımızda var ediyoruz. kavramlar bizim kendi kült önyargımızda, doğal gerçekliğimizde ve hazır kalıplarımızda, hatta tabularımızda somutlaşmış oluyor.
bizim evren sandığımız şey aslında bir tabudur. bizim varlık dediğimiz şey bir klişedir. her şey ama her şey büyük patlamadan beri hala var olmaya çalışmaktadır..var olma sürecindedir. henüz hiçbir şey var olmamıştır. Henüz hiçbir şey var değilse henüz hiçbir fikir de var olmamıştır. Bilim , mantık , felsefe ,vs…bütün bunlar kendi rasyonalitesi içindeki bir takım gerçekliklerdir. Daha dün var olmuş oluşum halindeki bir yarı bilinç ancak kendi koşulları ve imkanları dahilinde bazı fikirler üretmektedir. Oysa her şey değişip dönüşürken hangi fikir sabit ve mutlak kalabilir? Sürekli değişen bir akıştır var oluş. hal böyleyken var oluşun hakikatinden bahsetmek olanaksızdır.
var oluşun hakikatinden değil de belki bu sürekli değişimin ve hareketin, devinimin mahiyetinden, niteliklerinden, doğasından bahsedebiliriz. bu devinişin doğası tamamen çözülürse, bu akışın paradigması ve asıl amacı da çözülebilir. o zaman var oluşun hakikatine doğru ciddi bir adım atılmış olunur. Evrende hiçbir şey sabit değil. böyle olunca hiçbir fikrin de bir sabitesi kalmıyor. fikirler değersizdir demek değil bu. fikir fikri doğurur..bu böyle gider. ve bir gün belki de en hakiki fikre ulaşırız. fikirsizlik durmak ve ölmektir. yok olmaktır.
insanoğlu sadece yaşadığı anın ve günün gerçekliğini söyleyebilir. insan bilmiyorum belki de Kaf dağının ardındaki hakikati asla öğrenemeyecek. Çünkü yerinde durmayan bir kaf dağı bu. başı kıçı ayrı oynuyor. Evrende elektrondan süpernovaya , galaksiye kadar hiçbir şey yerinde sabit değil. Her şey bir hareket ve devinim halinde. Her şey. olgunlaşma sürecini ve evrimini tamamlamamış hiçbir şey henüz var olmamıştır. o yüzden insanoğlu kendini de , kendi aklını da mutlak sanıp var olmuş olduğunu zannetmesin. kendi aklına ve algısına da çok güvenmesin çünkü onun var olması için daha gidecek çooook yolu var. yoksa bu yarı aklını da yok edip yok olacak. gördüğüm kadarıyla da gidişatı pek iç açıcı değil. 13,5 milyar yıllık evrende aklın, bilincin yani insanın ortaya çıkışı daha dün gibidir. Evrenin ise zaten kendisi henüz çok gençtir. Yapılan hesaplamalarda evrenimizin yıldız üretimi 120 trilyon devam edecek. yani biz bu kadar efsaneler, tarihler, sanatlar, büyük şiirler falan ama aslında yolun başındayız. her şey daha dün başladı. dün.
var olmak hükümsüz olmaktır. doğada evrim ve devinim sürecindeki hayvanlar birbirlerine hükmeder. Çünkü biri az güçlü diğeri çok güçlüdür. Yani ortada bir eşitlik, olgunluk ve varlık durumu henüz yoktur. İnsanlar için de aynısı geçerlidir. Uzayda bile büyük yıldızlar küçük yıldızlara, büyük galaksiler küçük galaksilere, büyük gezegenler küçük gezegenlere hükmeder. Hükmetmenin var olduğu bütün boyutlar; tahrip, yıkım ve dönüşüm içeren tekamül devinimleridir. Eşitliklerin hakim olduğu bir boyutta ise, tahrip ve yıkım meydana gelmez. Çünkü artık var olmuştur. Dengeye ulaşmıştır. Evrimini tamamlamıştır.
kaynak haricinde ise hükmeden ve hükmettiren bir şey henüz var olmamıştır. Tanrı var olmuş olan tek varlıktır. Aynı zamanda o hem vardır hem de hükmeder. Hem hükmedip hükmettiren hem de gerçekten var olmuş olan başka bir varlık yoktur. bir yıldızı başka bir yıldıza, bir hayvanı başka bir hayvana, bir insanı başka bir insana hükmettiren de sadece Tanrıdır . . Sistemin sahibi ve kurucusudur. Ondan başka da bunu yapabilen olmayacaktır. Bu hükmetmek ve hükmettirmek ise kendi içinde bir devinim, yıkım, doğal bir şiddet ve yeniden var oluş yani dönüşüm içerir. var olmuş olan sujenin artık hükmetmeye ihtiyacı kalmaz. Tanrı ise bunu ihtiyacı olduğu için yapmaz. bu onun doğasında mutlak mevcuttur. onun doğası zaten öyledir. Tanrının yani kaynağın bu hükmetme doğasına ben vacib- ül hüküm diyorum. bizler hem hükmedip hem hükmediliyoruz. (Hükmediliyoruz, evrende ve dünyada başka insanlar, varlıklar , nesneler , şeylerce) Tanrı ise sadece hükmedendir. Hükmedilen değildir.
bütün unsurlarıyla, içerikleriyle var olmuş olan bir kosmos içinde her şey eşitlenmiş olacağı için , hükmetmeye ve hükmedilmeye, ezmeye ya da ezilmeye, savaşmaya ya da mücadeleye gerek kalmaz. çünkü ideal doygunluğa, kemale,.sükuta ve statik olgunluğa ulaşılmıştır. bizim evrenimiz ise henüz çok genç bir evren. yani diğer evrenler içinde çocuk sayılır. hal böyleyken şu yarı aklımızı başımıza alsak iyi olur yoksa her şey yok olacak. bize.verilen bu evren kapatılıp elimizden alınacak ve sürüleceğiz. (bkz.kıyamet)
hükmeden, yaratan, yargılayan ve evrensel evrimleri/devinimleri sağlayan, düzeni ve önce oluşumu , sonra varlığı, var olmayı sağlayan tek güç kaynak yani Tanrı’ dır. Tanrı en olmuş olan, en olgun olan, en doygun olan , en var olan ve aynı zamanda üstelik hükmedebilen tek varlıktır. ondan başka hem gerçekten var olup hem evrimini tamamlayıp varlık olup da hükmedebilecek hiçbir varlık yoktur. Olamaz da. çünkü her şeyin her anlamda eşitlenmiş olduğu bir kosmosta kimsenin kimseye gücü yetmeyeceği için kimse zaten kimseye hiçbir şekilde hükmedemez. Girişimde bile bulunmaz. Zaten girişim için bir neden de olmaz. o halde Tanrı eşitliğin,.eşitlik durumlarının, varlığın, var olma durumlarının da hepsinin de ötesindedir. Evrim ve devinimi zaten o yaratmıştır. O aşkın bir kaynak ve kendi kendinde bir güçtür. var olma durumuna erişmiş bütün evrenlere de , henüz yarı varlık halinde olan bütün evrenlere de hükmedebilen sa yadece odur. bu özelliğe ise sadece o sahip olduğu için her şeye sadece o hükmeder çünkü aşkın ve evrimini tamamlayıp tam varlık olmuş diğer bütün varlıklar zaten güç olarak eşittir . Tanrı ise hepsinden aşkındır.
Bizler henüz birer oluşumuz. olmak başka şey var olmak başka şey. Yerinde sabit duran hiçbir şey yok evrende. Hareket. Her şeyin hem içinde hem dışında. mikrodan makroya. Etki-tepki ve alışveriş. Titreşim, frekans, periyot, ışıma. Neden hiçbir şey bir an bile durmuyor? Kalıcı olan ya da olmuş/durmuş bir nesne yok. Evren her şeyi birbirine dönüştüren koca bir geri dönüşüm makinesi.
bırak bir gezegeni ya da yıldızı, neden bir zerre atom, foton, elektron ya da bir dalga bir salise bile durmuyor? vızır vızır, harıl harıl her şey. …..
her şey ama her şey. ve her zaman ve her an.
bence bu çok fazla fantastik. çok fazla tanrısal.
fantastik film falan izlemeye gerek yok. çok saçma. evreni, doğayı ve kendini izle yeter.
Ve sürekli ama sürekli dönüşüp değişen bir “şey” aslında yok hükmündedir. Devinim demek oluşumun devam etmesi demektir. Henüz oluşmayan demektir.henüz kendi varlık özünü ya da biçimini ortaya çıkarmamış demektir.anne karnında oluşum halindeki cenine “var” diyebilir miyiz? ki doğduktan sonra da ölüme kadar bu değişim dönüşüm yine devam eder. Evrenin içinde devinip duran bütün bu hareket salisenin milyonda birinde bütünsel olarak durmuş olsaydı, evren çoktan çökmüş olurdu. Varlığını sürdürebilmek için belli şeyleri yapmaya muhtaç olan bir nesne, ancak bir yokluktur. Yarı vsrlıktır.
Hiçbir şey bizim değil. Bu yüzden kaybedecek hiçbir şeyimiz de yok. Çünkü evrende henüz hiçbir şey yok. Yani ortada bir “şey” yok henüz. Sütü mayalarsın ve yoğurt oluşana kadar, mayalı süt ile yoğurt arasındaki şey , bir oluşumdur. Tohumla erişkin ve güçlü bir ağaç arsındaki şey bir oluşumdur. Fermantasyon süreçlerinden şaraba kadar olan sıvı, bir oluşmdur. Henüz temeli yapılmış ya da kabası henüz bitmiş olan inşaat, bir oluşumdur. Henüz bir yapı yoktur ortada. Bir yığın vardır. Bir devinim vardır. İşte evrende de belli bir ölçüye bağlı bir belirsizlik ve kaosla dolu kocaman bir devinim var. Bir yığın var. Ya da yığınlar (galaksiler). Devinen şey henüz eksiktir. Olgun değildir, olmamıştır. Bitmemiştir. İnşaat halindedir. Olmak nedir? Olmak var olmuş olmaktır. Durgunlaşmak, sabitlenmek, olgunlaşmak, kendine her konuda yetmek ve sükuta kavuşmaktır. Dengelenmek ve dengeye kavuşmaktır. Ağaçlar hala yaprak döküyorsa bu bir ihtiyaç ve devinimdir. Evrendeki ve doğadaki enerjinin dolaşımı bir devinimdir. Karıncaların yuvaya gıda taşıması, arıların bal yapması. Annenin yavrusuna bakması. Bunlar hep devinimin eksiklikleri ve henüz aşılamamış kusurlarıdır. Hatta dışkılamak bile buna dahildir. Örnekler sayısız olarak uzatılablir. Bütün hastalıklar ve kusurlar devinimdir. Evrende ortada olduğunu sandığımız şey. Oluşumdur. Tekamüldür. Varlık değildir. Oluşum olarak vardır evren. İçindeki her şey biz dahil birer oluşumdur çünkü hala oluşuyoruz. Kuranda da olduğundan bahsedilen şey; yani ayete göre oluveren , oluvermiş olan şey; işte bu oluşumdur. Evet oluşum oluvermiştir ve hala oluvermektedir. Ve olacaktır.
Bunu kabullenen insanın uğultusu sona erer. Kendini bile çok sahiplenme. Narsistlik, megalomanlık insan üretimi parodiler. İnsan yokolma tereddüdü ya da endişesi içinde olduğu için kendine bolca anlam yükler.Bağırsaklarında bok taşıyan, sidikli sümüklü nice tanrıyı, nice kendine sahibi, nice görkemli gövdeleri gömdü bu yeryüzü. Nefesine tam tekmil hükmedemiyorsun. Hatta tutkularına. Eline, beline, diline.
Bu yüzden belki de “var olmak” gibi bir derdi de olmamalı insanın. Yani kasacak bir şey de yok belki de. Hem sonra var olmak, olunan bir şey midir? Bilinen bir şey midir? Var olmak nasıl? Neye göre? Yukarda açıkladım. Var olmadığımızı bilirsek kimbilir belki bir gün gerçekten var oluruz. Henüz yokuz. Teorik anlamda yoktayız. Pratik anlamda da yoktayız. Mayayla yoğurt arasındaki şeyiz. Evrimleşme devam ediyor. Ve bizler var olana kadar , evren gerçekten var olana kadar edecek. Her şey evrimleşiyor. Zerreden kürreye. Beyinden bilince, kalpten ruha, ruhtan vicdana, vicdandan duygulara, ve duygulardan düşüncelere kadar her şey hep evrimleşti ve evrimleşmeye devam edecek.
Hangi varoluş yetti insanoğluna? Hangi var olmak onu ideal anlamda mutlu kıldı? Kim bilir belki de var olmak sevdasından vazgeçersek gerçekten var oluruz. Yokuz ve yoktayız. Bu değersizlik ya da bir anlamsızlık demek değildir. bu en büyük anlamdır.
Varoluşçuluk belki de yeni sanayileşip değişen ve kimlik bunalımı yaşayan Avrupa toplumunun –bireyini- diri ve dinamik tutmak ve egosunu okşayarak onun bu hengame içinde yok olmasını engellemek için ortaya atılan algı dizaynıydı. İnsanların kendi yeteneklerine ve kişisel özelliklerine yeni bir şeyler katması amaçlandı. Bireyin oluşması hedeflendi. Modern toplum ve değişen değer yargıları içinde yeni insan kimliği için varoluşçuluk düşünüldü. Özgürlük adı altında gelenekçi ve derin toplumdan sıyrılacak bireyi çalışma ve üretim hayatına hazırlamak için, yani yeni insan modeli için adaptasyon sağlanmış oldu. küresel kapitalizm ve neoliberalizm ancak bu şekilde mümkündü. Toplumcu ve bireysel sermaye düşmanı Komünizmin tehdidi ancak bu şekilde önlenebilirdi. Toplumdan ve değerlerden kurtulan, daha başına buyruk, daha özgür(!) ve daha kolay yönetilecek yeni bir insan modeli. Aynı zamanda yeni bir toplum modeli. İşe tek bir insanı yönetmekten başlamak; bir toplumu yönetmeye çalışmaktan daha kolay ve pragmatiktir. Yani her insan tek başına hedef alındı ve ortaya özgür birey diye bişey çıktı.
Üretim araçlarının teknoloji ile çeşitlenmesiyle patlayan üretim ve arz sonucu mal ve hizmetlerin satın alınmasını sağlamak ve aynı zamanda da bunların üretilmesini sağlamak gerekiyordu. Bunun için de toplumun kolay yönlendirilebilir olması noktasında özgür birey ve homo economicus yaratıldı. Tüketici birey. Artık onun yaşamının anlamı hatta garantisi, temelde tüketime, ürüne, metaya ve paraya dayanıyordu. Sınıflar tüketime dayalı oluştu. Üretim araçlarını ellerinde bulundurup en çok en pahalı tüketenler en üst elit sınıf, üretim araçlarını ellerinde bulundurmayıp yine de çok tüketebilenler üst sınıf, orta halli yaşayıp tüketenler standart orta sınıf. Az yaşayıp az tüketenler ise alt sınıf. Yani sanayi devrimi, modernite falan derken sonunda oluşan küresel toplumda insanın değeri ve itibarı ne kadar çok tüketebildiğiyle ölçüldü. Toplum tarihte çoğu zaman idealize olamamışsa da en azından insanlar ve dünya bu denli delirmemişti. Eskiden farklı devlet ya da krallıklar arasında yapılan 10 meydan savaşında en fazla 700 bin kişi ölürken modern zamanda yapılan bir savaşta 70 milyon insanın öldürüldüğünü gördük.(II.dünya savaşı) dünya bir kıyamet yuvasına yani nükleer silah deposuna dönüştürüldü.
Sanayi devrimi, Tüketim devrimi, modernite ve küreselleşme/küresel kapitalizm süreçleri sonucunda oluşan özgür birey toplum mekaniğinin çarklarını kırmaya başladı. insan toplumsal bir varlık. herkes iyi ise sen de bir şekilde iyi olmak ya da en azından uymuş görünmek zorundasın. kötü olursan, kötülük yaparsan dışlanırsın, yaptırım görürsün, hapse girersin vs. herkes kötü olursa ise bu kez de iyi olamazsın. toplumun tepkileri işte burada hayati olarak devreye girer. toplumu yok edersek ve herkes çok özgür ve müstakil bireyler olursa işte o zaman her şeyin sonu gelir. yaptırım mekanizması ortadan kalkarsa herkes başına buyruk davranır bu sonsuz özgürlük ortamı içinde. bütün sorumluluklar ortadan kalkar. bütün güzellikler ve manevi bağlar yok olur. asıl karnaval başlar doğa , dünya , yeryüzü cehenneme döner. ne kanunla ne de polisle artık suça engel olamazsın çünkü ortada artık polis ya da kanun adamı olmak isteyen kimseyi bulamazsın. yani son merhaleden bahsediyorum. her insanın içinde bastırılmış ve içgüdüsel başka bir ben vardır. personaların altındaki insanlar (kitleler) ortaya çıkarsa kıyamettir bu. personalar toplum denen makinenin kurtarıcı ve kutsal cihazlarıdır. toplum denen makina, insanları hayvanlaşmaktan koruyan bir tutkal ve bir sihir üretir.
Bildiğimiz gibi insan toplumsal bir varlıktır. sorumluluklar ile doludur. özgürlüğe mahkum falan değildir. özgürlüğün neşet etmesi idealinden çok, onun -neliği- hakikatini düşünmek daha doğru. modern olmak için , önder olmak için çok zorlamış sartre. hep buna inandım. İnsan,kültür ve toplum tabiatını biraz sümen altına doğru bi ufaktan kaydırmış. özgürlük nedir? bunun henüz genel geçer ve bilimsel yani doyurucu bir tanımı yapılamadı bana göre. Ne olup olmadığı bile tam olarak bilinmeyen bir kavramın pratiğe dökülmesi nasıl mümkün olabilir? Hem özgürlük adına İnsanlar kötü işler yaparak da kendini özgür hissedebilir. Mesela özgür olmak için sadece çok para lazımsa. Özgürlük nedir? Mümkün olabilir mi , olursa bu nasıl olur? Kölelik nedir? Peki özgür hissetmek nedir? Mutlu olmak mıdır? Peki mutluluk nedir? Nasıl özgür hissedeceğiz? Özgürlüğün anlamı, niceliği, niteliği kişiden kişiye değişir mi? İnsanlar özgürleştikçe farklılaşıp çatışır mı yoksa birbirine yaklaşarak olgunlaşıp dinginleşir mi? Bu soruların net cevapları var mı? Şunu demek istiyorum ne olup ne olmadığı belli olmayan bir kavramdır özgürlük. Ne olduğunu bilmediğimiz bir şeyi nasıl inşa edeceğiz? Mesela çok özel bir masanın yapılması gerektiği biliniyor. Kimisi masanın yuvarlak olması gerektiğini, kimisi kare , kimisi dikdörtgen olması gerektiğini ( hatta üçgen bile diyen var) söylüyor. Kimisi ahşaptan, kimisi demirden, kimisi altından, kimsi plastikten yapılması gerektiğini söylüyor. Kimisi tek, kimisi iki , kimisi dört ayaklı olmalı diyor. Bu masa yapılabilir mi? İnsan özgür olmalı ya da özgür olmalıyız derken bundan ne anlıyoruz? ama özgürlüğün ne olmadığı çok belli. kültürel , toplumsal, ailevi , insani tüm sorumluluklardan kaçmak için hazırlanmış bir minare kılıfı değil özgürlük. Varsa bir özgürlük ; o da sadece, rahat bir vicdandır. iyi olmaktır. Hem kendine hem dışarıya. İyilik ise adaletle sağlanır. Hem kendine hem dışarıya. iyi değilsen özgür falan değilsin. kimseye bir yararın yoksa da özgür değilsin . olsan olsan zarar olursun. özgürlükten patlasan da. Faydam yok ama kimseye bir zararım yok demek de bir özgürlük hali değildir. nefse köleliktir. Çünkü bu durumda demek ki sadece kendine fayda sağlamaktadır.
Topluma, dünyaya ya da doğaya karşılıksız olarak bir faydası olmadan kendi zevki peşinde yaşayan biri, tarlada çalışan bir köleden daha az özgürdür. Zahirde bu adam o köleden daha özgür durumdadır. Öyle zannedilir. Ancak kölenin özgürlük durumu diğer adamın fayda/imkan parametresine göre daha yukardadır. Köle, silah zoruyla köle yapılmıştır. Ve insanlara faydası olan bir iş yapmaktadır. Kimseye zararı zaten yoktur. Diğer adam ise köle olmadığı halde, hatta zengin olduğu halde insanlara yardım etmiyordur. burdaki iyilik ya da yardımdan kasıt karşılıksız olarak yapılmış olandır. Neticede köle o işi silah zoruyla da olsa o iyiliği neredeyse karşılıksız olarak yapmaktadır.sadece hayatta kalmasına yetecek ve çalışmasını sağlayacak kadar bir yemeği ve yatabileceği yatağı vardır. Hepsi bu. Köle o işi silah zoruyla yapmaktadır evet fakat diğer adamı o halde davranmaya sevkedecek bir silah yoktur ortada. Üstelik diğer adamın bolca yemeği ve bolca yatağı vsrdır. Bir çok evi vardır.yani fayda imkan/koşul parametresine göre, köle, zengin adamdan daha özgürdür.
Özgürlük dışarda sallam seyit ve sallaya sallaya gezip dolaşmak değildir.kölelik ise sadece prangayla olmaz. Prangasız kölelik de vardır. Kölelik insanın kendisine ve kendi nefsine köle olma durumudur. Gerçek kölelik budur. En utanç verici prangalar; görünmeyen prangalardır. Kölenin görünen prangası masumdur. Ama kendine köle olmuş bir bedenin ve ruhun, görünmeyen prangası hem kirlidir hem de tehlikelidir.
Özgürlük, tüketmek ve para harcamak değildir.
İnsan bu yeryüzünde devinen akıl ve irade taşıyan tek canlı. Bir de sözde var olmaya çalışıp kendini ve çevresini tahrip etmesine pek de gerek yok. Hitler’ de mesela epeyce var olmuştu. İntihar bombacısı da aslında kendini patlatarak kendini var ettiğini sanıyor.
İnsanoğlu günümüzde var olacak kapasitede değil. Daha çok süreç var. Çok zaman var.
İnsan çünkü daha nerden geldiğini, kim olduğunu , neden dünyaya geldiğini, nereye gideceğini, vs..bilmiyor. hal böyleyken nasıl bir varoluşçuluk meydan bulacak? Nasıl var olacak? Yokluk, özden önce gelir. Yokluğunu, henüz var olmadığını, olamayacağını, (günümüz için), henüz evrim sürecinde seyreden bir başkalaşım nesnesi ya da bir tekamül formu olduğunu kabul etmeyen insan kendi asli özünü asla oluşturamaz. Asli öz mutluluk verir. Dinginliğe ve dengeye yaklaştırır. Sükut verir. Güç verir. Sartre ‘nin öne sürdüğünden farklı düşünüyorum. Sartre özden önce varlığı koydu. Ortada olduğumuzu, bir varlık öznesi olduğumuzu, varlık olduğumuzu, varlığın bir parçası olduğumuzu, var olmuş olduğumuzu ya da olabileceğimizi düşündü. bu dünyadaki kısacık ömürlerimizde ve bu uzun ve derin devinim / evrim süreci içinde, Varoluşçuluk diyerek; varolabileceğimizi sandı. Kendi özünü gerçekleştirdiğine inanan herkes, ben oldum diyerek kendini var zannedip egosuna çok güvendi hatta kibre kapıldı ve böylece türlü yanılgılara kapılıp zarar gördü ve zarar verdi.
Tabiki genellemiyorum ancak kendini tamamladığını düşünen , kendini varlığın yegane temsilcisi olarak göre bir “birey”, insanlık ve toplum için ne kadar fayda sağlar, ya da sağlamıştır. Ancak kendini kusursuz görmek. ben oldum demek, ne kadar fayda vericidir? İnsanın kendini her türlü otoriteden kurtarıp özgür olması ne demektir? Varoluşçu sürecin varoluşçu etik öznesi özgürlükse, böyle bir özgürlük doğada var mıdır? İnsan doğanın bir parçası ve onun içinde ekolojik denge unsurlarından biriyse öylesi bir özgürlük nasıl mümkün olabilir? Otorite nedir ? özgürlük nedir?
Halbuki Sartre özgürlük derken bu tehlikeli yaratığı sorumluluk denen bir kazığa bağlamıştı. Yükümlülükleri olan bir özgürlük öne sürdü. Özgürlük kavramı ise günümüzde artık bir fetiş olarak algılanıyor. ben özgürüm , çok özgürüm, marjinalim, güçlüyüm, galibim, üstünüm, mutluyum, hiçbir şeyin etkisinde ve sınırlarında değilim. Yani sadece salt özgür olmak için özgür olunuyor. Halbuki özgürlük, tüketimi arttırmak ve onu diri tutmak için bir pazarlama ve propaganda nesnesine dönüştü. özgürlük ruhsuz ve pervasız bir piyasa. Daha doğrusu piyasa ve pazarın bel kemiği, direği.
Oluşum sürecinde ve henüz tam var olmamış bir sistem bir ruh ve beden içinde özgürlük var mıdır ve ne anlama gelir? Özgürük diye bir şey varsa bu ancak varlık ya da varlığımız tamamlandığı zaman mümkün olacak. Devinip duran binlerce sistem içinde insan bu dünyada ve bu doğa içinde asla özgür olamaz. İnsan politik bir hayvansa yapayalnız da yaşamaz. Bir topluma ihtiyaç duyar. İnsan nasıl özgür olabilir ya da otoritelerden nasıl kurtulabilir ki. İnsanın başında çok sayıda otorite vardır. Ve ne tuhaf ama gerçektir ki aynı zamanda o otoritelere muhtaçtır. Mesela doğaya muhtaçtır ve aynı zamanda doğa bizim başımızdaki otoritelerden biiridir. Yaşamak için enerjiye muhtaçtır ve o da bir otoritedir.yine yaşamak için bir topluma da muhtaçtır, toplum da bir otoritedir. İnsanlığını kaybetmemek ve toplumunu bir arada tutmak için de milli manevi duygulara, ahlaklara ve mitlere ya da dinlere ihtiyaç duyar. Bu mitler ve dinler de bir tür otoritedir. Değer yargıları, ortak inançlar, toplumsal değerler, aidiyet,,vs…gibi olgular her zaman insanın genel geçer ihtiyaçları doğrultusunda meydana gelmiş durumlardır. Kollektif yaşam ya da toplumsal sözleşme olmasaydı sapiens türü evrimsel süreçte diğer homo türleri gibi o da yok olup giderdi. Sapiens zaman içinde hızlı davrandı ve o saydığım keşifleri ya da icatları yaptı. Şimdi tekrar eder isek, İnsanın kendini her türlü otoriteden kurtarıp özgür olması ne demektir? Birey olan, bireyselleşen insan huzura ve sükuta bırakın ermeyi; ona yaklaşabildi mi?
Hangi otoriteyi başımızdan atıp daha da mutlu ve özgür olacağız? Varolacağız? Babayı mı? Anneyi mi? Aileyi mi? Hocayı mı , öğretmeni mi? Hakimi ya da savcıyı mı? Polisi mi? Toplum eğitimle yaşar. Gerçek bir eğitim almayan toplum unsurları evet çürür ve bağnazlaşır. Ama toplum çürüdü diye bu hayati öneme sahip mekanizmayı da kaldırıp atalım mı? Yerine ne konulacak peki? Elimizde bir bu kaldı zaten. O da yıpranmış bir halde. Tamir istiyor.
Bütün otoriteleri toptan kaldırın bakalım, ne olacak sonunda? amaç bu zaten . din, devlet, toplum, aile, babalık, annelik, öğretmenlik, vs… insan bu kadar başı boş bırakılabilecek bir şey değil. o kadar güvenmiyorum ona. zaten bütün bunlar zayıfladıkça toplumun hal-i pür melali ortada. ailede babanın-annenin, okulda öğretmenin, toplumda dinin ve devletin. Dinin ve devletin yanlış uygulamalarını ayrı tutuyorum. Bazı şeylerin gölgesi bile çok önemli. insanın üzerinde birkaç gölge olmalı. yoksa fazla ışıktan yamulur ve kör olur. çiçeğe fazla ışık verip fazla sularsan ölür. özgürlüklerde bir sınır yoksa hiç sınır yoktur. mesela pedofiliyi de lgbt içine alırsın , yarın bugün tecavüzü ya da ensestti de eklersin oraya. bu böyle gider… boşuna babalar gününü de kutlamayın , babayı ya da babalığı, kocalığı da pek takan yok artık . ne had kaldı ne hudut. her şeyde. tüm çizgiler , tüm sınırlar yok oldu.bakalım nasıl olacak ? insanoğlu daha mutlu mu olacak sonunda?
Niçe’ nin üstün insan mefküresinin çarpıtılıp Nazi’ler tarafından tehlikeli politikalarda kullanılması ya da Niçe’nin ortaya koyduğu çeşitli tezlerin nihilizmi yükseltmesi gibi, Sartre ‘ da suistimal edilmiştir.
Zaten tarihe baktığımızda düşünen insanın tarih sahnesine çıkması , yazının icadı daha dün gibidir. Dört milyar yıllık dünyada insanlık olarak henüz bebek yaştayız. Yani daha dün gelmişiz. Evrenin yaşına vurursak hatta bugün gelmişiz. Bence biraz haddimizi bilmeliyiz. Ne oldum delisi olduk.
Var olmaya kasmak , kendini gerçekleştirmek belki de boş uğraşılar.
Bilim ilerledikçe o saydığım sorular cevaplanınca o vakit biraz var olabiliriz.
Şimdi arkanıza yaslanın ve var olamayacağınız gerçeğini kabul edip bir nefes alın , kendinize bir kahve yapın ve arkanıza yaslanın.
Bunu sırtınızdan attığınız andan sonra var olmasanız bile varmış gibi rahat edeceksiniz.
Hatta İnsan bundan sonra kendini biraz da “yok” farz etse artık.
Kimbilir belki de daha yaşanası bir dünya başlardı, dönmeye.
Biraz da “yokoluşçuluk” oynasak.
her şey eninde sonunda yok olacak dünya eninde sonunda yok olacak, evren eninde sonunda yok olacak. Çünkü Tanrı’da bilim de bundan bahsediyor. Önemli olan o yok olma ya da kıyamet vaktinde bizim ne halde olacağımız. Bu devinim ve evrim ne şekilde devam edip bizleri neye dönüştürmüş olacak o gün? Dini metinleri baz alırsak insanlık kıyamete kadar varlığını sürdürecek. Burada yok olmaktan kasıt: ölüm. . evrenin ve insanın ölümü. nihayeti. sonu. Evrenin o zamana kadar on milyarlarca yıldır üretip durduğu her şey, Dünyada doğa tarafından üretilen her şey, insanoğlunun yapıp ettiği, ürettiği her şey yok olacak. Sonrası yani Hesap Günü ve Ahiret Kuran’ da anlatılıyor. Yok oluş günü evrimleşme ve tekamül nihayete ermiş olur mu bilmem. Bildiğim şey, iyi ve doğru şekilde en çok tekamül etmiş olanlar, o gün en rahat edenler olacak.
insan yoksa akıl yoksa bilinç yoksa varlığı görecek bir göz varlığı duyacak bir kulak yoksa varlığa anlam verecek bir varlık yoksa varlık yoktur. bir şeyin anlamlı olması/var olmsı için her zaman –insana- ihtiyaç vardır. varlığının sürekli olması gerekir. bu sebeple bizim varlığımızın ve evrenin varlığının bir anlamı yoktur. anlamsız şeyler aslında yoklukturlar.sürekli devinim halindeki bir varlık henüz var olmamıştır. Bir gün insanlık kendini yok ederse işte bu yüzden insanın ardında kalan evren de teorik olarak yok olmuş olacaktır.
kalıcı olmayan bir şey aslında yoktur ona tam olarak var diyemeyiz. eninde sonunda yok olacak bir şey aslında yoktur. bu durumda aslında bizler de yokuz yoktayız yokluğunuz..
düşünüyorum o halde varım şüphe ediyorum o halde varım diyoruz ama bütün düşünceler sonunda Yok olmuyor mu günümüz çağında bütün ideolojiler neredeyse yok olmadı mı küreselleşme ile birlikte her şey erimedi mi postmodern görüş ile birlikte her şey erimedi mi düşünceler Yok olmuyor mu dinler bile değişmedi mi dönüşmedi mi. İslam ise tabiki değişmez . Kuran haktır ve değişmez. Değişen insanın hırsıdır. Menfaati ve iktidarıdır Zaman içinde değişen ve yozlaşan; insan algısı, yorum ve içtihattır. hangi düşünce tam olarak sabit kaldı hiçbir bozuğa uğramadan hiç değişmeden hiç dönüşmeden hiç zarar görmeden hiç yıpranmadan hangi düşünce kalabildi.? hangi kavram hangi değer yıpranmadan bozulmadan çürümeden kalabildi. hangi dil değişmeden bozulmadan kalabildi.. hangi sanat değişmeden bozulmadan kalabildi. Hangi bilim hangi teori değişmedi? özü kaynağı şiddet olan ve şiddetle var olan ve şiddetle hayatını sürdüren ve şiddet de varlığını sürdüren bir sistem aslında yoktur.
sistemin içindeki unsurlar birbirlerine zarar vererek birbirlerini yok ederek birbirlerini yiyerek devam ediyorsa aslında bu sistemin amacının absürt bir amaç olduğunu kendi anlamını dışladığını kendi anlamını reddettiğini kendisini anlamsızlaştırmaya çalıştığını gösterir sistem sürekli kendisini anlamsız anlamsızlaştırmaya çalışır sistem aslında anlamsızlık üzerine kurulmuştur çünkü şiddet anlamsızdır. insanoğlu zaman içinde uygarlaştığı medenileşti ve şiddetin anlamsız olduğunu keşfetti insanoğlu şiddetin anlamsız olduğunu keşfedince daha da çok şiddet doğurdu. aynı şekilde varlığın ve sistemin anlamsızlığını da keşfetti ve buradan Niçe’nin nihilizmine, sartre’nin varoluşçuluğuna, Camus’un absürtecine yöneldi . yani varlığın anlamsız olduğu keşfetti. insanoğlu neden şiddetin anlamsızlığını keşfedince varlığını da anlamsızlığını keşfetmeye başladı çünkü şiddetin kendisi anlamsızdı. çünkü ve aynı zamanda şiddet varlığın kaynağı idi.
Şiddet konusunu ayrı bir yazımda ele alacağım. Anlam sorununa değinmek istiyorum. Bir Tanrı olmadan objektif ahlakın, bir amacın ve anlamın var olması mümkün görünmüyor. İki tarafta bundan kendilerine göre bir fayda sağlayacaksa gizlice bir anne ve oğulun birlikte olmalarındaki hukuki ya da toplumsal sorun nedir? Bunun bir ahlaksızlık sayılmasındaki ana unsur ya da somut kriter nedir? Kimsenin bundan haberi bile olmuyorsa ve kimseye de bir zararları yoksa bunu suç adleden şey nedir? Sadece Tanrı’dır. Bunun gibi binlerce örnek verilebilir. Bir ortamda bazı şeylerin suç ve bazı şeylerin mübah ilan edilmiş olması , o ortamda bir amacın varlığını bildirir. Amaç varsa bir anlam vardır. Buna evrensel ahlak denir ve toplumların hep bir yöne kanalize olmasını amaçlar. Kaosu ve türün devamına tehdit oluşturacak durumları engellemeye çalışır. Hem toplumun hem de bireyin sorumlulukları vardır. Sınırları aşmamak gibi.
Ahlak ya da Tanrı her zaman bir yerde bir sınır koyar. Çünkü bir sınır yoksa hiç sınır yoktur. Aşılacak her yeni sınır , bir sonraki sınıra emsal oluşturur.insan zayıf bir yaratıktır.hevası , arzusu ve tutkusunun bir sınırı olmayabilir. Sorumluluk varsa bir amaç vardır, bir amaç varsa bir anlam vardır. var olmuş olan tek anlam Tanrı’dır. Onu yok saydığımız zaman büyük bir boşluk ve anlamsızlık başlar. Peki kötülük problemi ya da şiddet sorunsalını nereye koyacağız?
Ol denilmiş ve biz ısrarla; yoz cüretle bir türlü olmazsak, bu kadar özenişe ve bu kadar kutsanışa karşı ayıp etmiş olmaz mıyız? Ha dünyada kötülük var. Şiddet var. Aç insanlar var. Düşkün ve muhtaç insanlar var. Mağdur, mazlum ve kederli insanlar var. İşte onların hepsinin ama hepsinin sorumlusu biziz. 12 bin yıldır bütün yapıp ettiklerimizle. Bu kadar din geldi geçti ve adaletsizlik dünyada hüküm sürüyorsa bunun tek ama tek müsebbibi bizleriz. Tanrı yoluyla gelen bütün dinlerin, öğretilerin, fikirlerin düzenlerin yanında adil bir düzen kuramadıysak bu dinlerin suçu değil. Her şeyi bütün her şeyi biz yaptık. Çünkü burada Allah direksyonu bize vermiş. Savaşların ve kanın durmadığı, feryatların figanların ve adaletsizliğin durmadığı bu sistemi biz kurduk. Başkası değil. Tanrı dininin en ideal sistemi pratikte hep biraz görünür gibi olsa da, hatta bundan da fazlası olsa da, bunu yok edip yerine bencilliğimize ve karanlığa dayalı kendi sistemimizi kurduk. Suçu da Tanrıya , yaratıcıya yani haşa Allah’a yıktık. ne kadar kolay ve rahatlatıcı değil mi? Bir Tanrı zaten yok o halde her şey değersiz ve anlamsız. Gücü güce yetene… ya da bir Tanrı olsa bile içimde bu şiddetin ne işi var? Savaşların olmadığı , kan ve şiddetin olmadığı bir dünya ve imtihan da yaratabilirdi. demek ki bunu O istedi.
Ortada kötü bir kaza var ise, bu arabanın ve yolun suçu değil. Şoförün hatası ve suçudur. Araba da yol da tam tekmil donanımlıdır. Kaza yapmaya da donanımlıdır. Huzura varmaya da donanımlıdır. Tercih senin. Allah vicdanı yaratıp, içimize yerleştirmiş ve İlahi bir donanınla yükleyip yeryüzüne göndermiştir. Burada herkes vicdanıyla başbaşadır. Yüzbinlerce yıldır soyumuzun binlerce koluna / sulbüne yerleşmiş genlerimizde ve kalıtımımızda yer alan yüzlerce dürtü, arzu, korku, nefret, huy, hal ve durum, hatta yönelimler/iştiyakler/eğilimler/istidatler ve yeteneklerin ortaya çıkması, çıksa da devam etmesi bile bize bağlıdır. Burada kendi seçimlerimiz ve keyfiyetimizle baş başayız. Burada direksyon bizde. Ama bu arabayı ve yolu biz yapmadık. Şoför biziz ve bu arabayı biz yoldan çıkardık. Belki de ilk günden. Mamafih adaletin sağlanması ise ancak bir Tanrı’yla münkündür. Tanrı evet bu evreni ve dünyayı şiddet temelli kurdu. İnsanı bir evrim, bir eğitim, bir tekamül üzere yarattı. İçine sadece cılk sevgi ve salt şefkat doldurup gönderseydi insanoğlu dünyada neyin gelişimini, tekamülünü ya da imtihanını yaşayacaktı? Bir iradeden de söz edilebilir miydi? İçimize fıtraten kötülük de konmuş iyilik de. Vicdan da konmuş, ihtiras da konmuş. Seçim tamamen sana ait. Bu çok marjinal bir hak. Eşi yok.
Bu dünya ve bu hayat bir okuldur. Öğrenenler insan olur, öğrenmek istemeyenler dersten kaçıp haylazlık/barbarlık eder bir ömür boyu. Hülasa insanın bu dünyaya gelirken şiddete eğilimli, ruhen eksik ve noksan, bencil olması gerekiyordu. Hakeza insanoğlunun bu dünyaya bir melek gibi gönderilmesi mevcut bilgimizle ve mantıkla pek bağdaşan bir şey olmazdı. Evrende ve dünyada, doğada, hayvanlar arasında hiçbir şiddet unsuru olmasaydı da sadece insan da şiddet olsaydı o zaman Tanrı özellikle insanı şiddetle doldurup göndermiş derdik. Halbuki karıncalardan süpernovalara kadar varlıkta her şey şiddet içeriyor. Biz de bu evrenin ve doğanın bir parçasıyız (evrimsel süreçte) ve biz de bu yüzden doğal olarak şiddet içeriyoruz. Ya da tam tersi düşünürsek evrende yine her şey şiddet içinde olsaydı da bizler hiç şiddet içermeseydik bu da saçma olurdu. Yani şiddet ve kötülük….her şey olması gerektiği gibi. Kötülük olmasaydı iyilik de ortaya çıkamazdı. Varlıkta her şey zıddıyla mümkün değil mi?
“Ben Yeryüzünde Bir Halife Yaratacağım.”
(Bakara: 30)
“Andolsun ki Biz Âdemoğullarını Üstün Bir İzzet ve Şerefe Mazhar Kıldık.”
(İsrâ: 70)
“Biz İnsanı En Güzel Bir Biçimde Yarattık.”
(Tîn: 4)
“Sonra Onu Aşağıların Aşağısına İndirdik.”
(Tîn: 5)
“Gerçekte Onlar Hayvanlar Gibidir; Hatta Onlar, Daha Şaşkın Haldedirler.”
(Furkân: 44)
“Çünkü İnsan Çok Zâlim ve Çok Câhildir.”
(Ahzâb: 72)
﴾70﴿ “Andolsun biz Âdemoğluna şan, şeref ve nimetler verdik; onları karada ve denizde taşıdık, kendilerine güzel güzel rızıklar verdik ve onları yarattıklarımızın çoğundan üstün kıldık.”
İsra
Tanrıyı ve kendi iç sesimizi dinlemeyip, türlü ideolojiler oluşturup dünyayı kana ve korkuya buladık. Hatta Tanrı’nın gönderdiği dinleri bile aslından uzaklaştırıp bir hegemonya ve kanlı iktidar unsuru haline getirdik. Hem arabayı yoldan çıkarıp durduk hem de arabayı suçladık. Direksiyon her zaman sadece bizdeydi. Hiçbir mazeretimiz yok.
Kâmil Çağlar Aksu

İçinde Kalmasın