Kategori: ŞİİRİM
-
Öncenin öncesi aşka sığındım,Sebebin sebebin sebebiSonsuzun sonsuza sarıldığı tanrıİlkin ilkinde, ateşin henüz renk kazanmadığı ilk yanışı gördümsimsiyah yanıyordu, akla zor ezel ocağında ateşin atası. Güncenin güncesi aşka sığındım,Mavi bir bulutun karası kadar mı önemli ve o kadar nedensiz mi? karanın maviye sığınması gibi mi? ya da salak bir sokağın köşesinde, kaldırımda bir avuç bulanık suyun…
-

sancısını kanatan düşleri var geceninkayıp gölgeleriyle ağlaşır yıldızlarımehtabının şarkısı yıkılırken denizeçığlıklaşan acının enkazında kalırım hicran safahatları yaşanırken ruhumunsaklaşır kuyularda aydınlığı nurumunperde perde ağaçlar karanlığı besliyoruzak mezar taşları hepsinin adı aynı hepsinde aynı kemik aynı kefen aynı dişağıdıma küfreden gece kuşu sussun!bulutlarda uğultu renklerdeki serzenişkanımda yuvarlanan deli kayalar dursun! tozlu tabutlardan fışkıran zamanı dinleboğuşmuşlar dünyalı renkli…
-
susar taşların tokluğuna yeltenen kalbimacıkan karanlığa acı sesler düşürür ataratılır yankısı sağır sabaha sitem, kim duyar?kalbim için ellerim cehennemden ateş toplar ellerim şarkı toplar, gölge toplar, kül toplar,her yere bakıyorum her yerde çok ayıp var,ben çok çaresiz çok derbeder çok kindar,topladım bir kuru başım birkaç da şiirim var. ey tanrının yoka çıkmış yüzü, koca alemsin…
-
Bir bende dayanmış savruk suların gücü, Beriyi halledip(!), öteye geçmeye çalışan. Nasıl da derinleşir, oysa bend ile zaman, Nasıl da bekleşir -insan- , durgun kaynayan. Sulara tutunmanın sefil hırsıyla toplandılar, Suları doldurdular, tutarsız açlığa tıkıp. Sonra hep o bende yığıldık da istif istif, Yine hep bir ben-de kaldık nisyan dolu suda. Nasıl da bekleşir bende…
-
duru yağmura kurulmuş tütertoprağın şanlı kaftanı yemyeşilnerden hangi vehimden hangi hülyadanhangi tabuttan çıksam da bu büyüyeni bir beden verir yeniden yakmam içinbana oysa benim hiç dirilesim yokturbir ölüden daha ölü daha kurukanımda pas tutmuş dönen inceçivilerim çakılmış ve bütün kainata gömülmüşümdür,bedenim belki de sığmamıştırşişip duran bu evren ile o da şişmiştirbir avuç toprak olup sonrabelki…
-
Ben bir müstakbel cehennem ehliyimÇökerken akşam yine uğuldayan tepemeBurnumda yine barutun sözü yanıkBir tuzakta doğdum doğalı hep, dünyadaBen bir topun ağzına yaklaşıyorumKutsuyorum kıvılcım bekleyen fitiliSürülmeyi bekleyen yeni göğüLanetime sürülmeyi bekleyen yeni göğüBenden bile sıkılan lanetimeSürülmeyi bekleyen göğüİnfilaka gerek mi varCoşku ve neşeye bakzaten tuz buz olmuşlar Bütün akşamüzerlerini kutsuyorumHep kutsadım oldum olası olmadım,Ben olmadımOlmadım Sokaklarına…
-
. gün hep kuyumuza inerdi sonra neler neler çekerdi akşamdı perdeler uzun uzun uzardı uzun uzun biterdi eteklerine devrilirdi günlük güneşlik gün, açılmazlardı açılmazlıkta, açılsalarda, akşamdı perdeler eteklerine yığılırdı zavallı günler an hep kuyumuzu kazardı gün hep kuyumuza inerdi akşamdı perdeler bize en sabah yerinde bile mevsimin günü yutmuştu hep ağzından hızlı canavar zaman obur…
-
yakıyorum yakıyorum kendimiçürümüş güzel bir köşkü yakar gibisarhoş ıslığında gölgelerinaç bir çocuğun ıssız kemiklerindebenim duyulmamış bir şarkım vardı. elleri şeytanın yakasından düşüyor dünyanınayakları kesiliyor güzellik yolundanbaşka şarkıları tıkadılar kulaklarıma sonra, zorla,aç bir köpeğin ıssız gözlerinden üşüdümbeyaza sağır bir kar yağıyor şimdi ömrüme,yankısız soğuk duvarların içinde hıçkırıklar yumak yumakkedileri kaçırtan beş para etmez ciğerleriboşluğa dolmuş hava…
-
hangi şiiri yazsam ne değişir? çarkların değişmesi için ne çalışır? hangi şiiri yazsam baştan kokanın tuzu, hangi şiiri yazsam doğar yine günün yozu. hangi şiiri yazsam ne çelişir? bütün paralel saçmalıklarda, bütün yatay ve dikey eğrilerde? insanları bir saat gibi kuran, insanları bir saat gibi durduran, insanları bir saat gibi çalıştıran, insanları bir saat gibi…
-
Bazen hayat, Allahsız kalmış darağaçları gibisin. Bazen hayat, içinden gölgesiz ağaç çıkaran tohum gibisin. Bazen hayat, kanatsız dünyaya gelmiş saçma sapan güvercinsin. Bazen hayat, yağmura düşman karanlık ve alçak bir bulut gibisin. Bazen hayat, sifonu çekilmemiş bir tuvalet misali leş gibisin. Hayat sen; ölümle zorla kardeş olmuş gibisin. hayat bazen sen, hastasız doktor, doktorsuz bir…
-
Karanlığı kat kat olmuş duru ölülerin Derin ve kuru yüzlerinden çıktı çoktan dünya, Dirilerin bırakılmış soğuğu taşıyan Savruk ve kışkırtılmış çığ düşümü suratlarının Işığı altında kalıyor gün, güneşi törpüleniyor ufkun, Deriler kalın, soğuk nedir bilmeden Damarları düğümlenirken kanın, Onlar akıyorlar onlar hayat ve ölüm, Oysa deliler yalın, deliler yalnız ve buz gibi. Akıyorlar, bakıyorlar, Savruk…
-
asıl ipe zangoç hayatımakulenin ihtiyar kuzgunlarını ürkütkulenin ihtiyar kuzgunlarını uçuronların da bir göğü kalmamışkanatlarında ürküten körlüğün katranıbildiğim tüm tekinlikleri örtüyor sesleri,geldikleri karanlığı bilmiyor geceparamparça ve tekillikten uzak zamanda doğdukları lime lime gölgeyi görmemiş güneşöfkeli renkleri kurutulmuş kırlardauyumuşlar benim gibi sıcak bağrındakan kaynayan derin kazanlarınçocuk gülücüklerine dökülen katranların eriyerek bir kar örtüsü gibi dinlenmekkavrularak çöl gibi…
-
yürüyorum sargın sıcak bir yağmura sırtım dönük salkım saçak kaybolmuşum saklıyım ben çeksem bu suyu yeni kahrına göğün kuyudur, dibinde çöl var kuşkudur, derinde rüyası cılız yaralı denizin en acısında uyur yorulmayan şarkılardan çıkıp nefes nefes katlanmış sessizlik duvarından ben çeksem yıkılmış sesleri keder diplerinden yaralı boşluğun gözleri kör eden narasını seyret gösterse suyun enkazı,…
-

toplasan ağaçları öylecetoplasan çatal bir çığlıkbıraksan deli sessizlik buuzanışlar köklenişler gevşemiş karanlığa zamanı gürültü , kuru, lineer değiltoprağı deli tozu, gerçeğin gerçekliğiher şeyin sulusu amorf döngüyerini bulsun örfyamuk yumuk soluyorum ben de havayı baharı falan tanımaz onlar ve suyuakışı duasız ve kararsız kanarlar kurugüneşsiz ve mantıksız ölümlere kan revansavruluyor ömür denen salsıraya girenler lanetleyip çıkıyorkısalıyor…
-
“İnisiyasyon” şiiri, ırmak bir yapıya sahiptir. ilk kitabım “Sır ve Sûr” da yer alan şiirlerden biri olan “Halname” adlı uzun soluklu, epik ve deneysel çalışmanın; bu kitapta “İnisiyasyon” adıyla yer alan, üzerinde yıllar sonra yeniden çalışılmış, güncel metninden oluşmaktadır. İnisiyasyon kitabına adını vermiştir. I. K a p ı Ya Hep Ey! gösteri başlıyor idi var idi…
-
sahip! geceye yeni bir siyah ısmarla faytonların kırbaçlarını kalbime sakla, görünmez oldu biraz güller, beyaz güller bile, kanımın dolduğu buruşmuş karanlık ile, biraz güneş biraz ay, biraz deniz, nerde? nefesler, nefeslerden uzaklaşırken, dünyayı dünyadan çıkardılar, her yerde. doru atları ihtiyarlatan düşün dehşeti, aç kaldım bu korkudan elimde mızrak, avladığım kabusların yenmiyor eti, sahip! bu şehirde…
-
aramış mıyım? hangi çölmüş?kim görmüş güneşlerin sözünden döndüğü yeri?güneşlerin sözünden döndüğü yerdekaranlık olmalı eşsiz korkudasuların vazgeçtiği gölge benimlethe’de birleşir akışlarımorda durmuştur tenimaramış mıyım? hangi çölmüş? kim görmüş güneşlerin sözünden döndüğü yeri?soğukmuş kum kum acısı gözlerimkuruttuğum heceye dönmemiş dilimgözlerime sığdırmışım ufka yürüyencinnetini bulutların susmuş beyazı yineyağmurlar yara dökmüş yerearamış mıyım? hangi çölmüş?kim görmüş güneşlerin sözünden döndüğü…
-
ağrıların örsünde, dövülür yıldızlar bile,keskin akşamlardan, gölgeler düşer dile,teninde bilenmiş ölüme doğru söz çöker,ne söylese gök, bir lanete dillenir gider,ne söylese kılıca, hep yara lazım gelir,ne murad etse kılıç, akla hep kan gelir. benim de ellerime anlatıyor ağrıyı,boz bulanmış kana dökülmüş sözü,uzatıyor boşluğu her cümlenin koynuna,ne anlatsam ne bilsem, ağırlaşıyor yük,referansı yok, tanrı gibi haklı…
-
Düş! lanetimi gördünbildim sus,gök değil göğün!o lanet kanatlarını kapa şimdi!dur düş!göçün göç değil sürgün! çakalların memesinden sağılbeni parçalayıp leş bıraktındur düş! tepemden çekil ve dağılseni kurmak yeni bir yanış edinmekeşsiz bir sönüş ve ateşler özendirmekmaskarası olmak acının ve delirmek dur düş çekil ve dağıl !külün uğultusunda bir ömürsormamış kuru kemiklere yığıltopla dumanı ve külü git…
-
derin ceplerinden suyu çıkarıveren dağlar aşkına ! yerime sere serpe dökülen yağmursöz!dillenen savruk ateş sensus!yazdırılmış küldur! Bu hangi maskedir taktığınişlenmiş kararsız yüzüne toprağın? açılmaz ateşe kilitli kanatlarıkuşların yorgun ve sönükoysa hep gökte közlenirdi varlıkaya güneşe taptık yıldızlarayağmurlardan dualar çıkardık geçilmeyen düşe dönük şimdi göklersınır tutan yoz uykular şimdi bekler kim sürüyor böyle yokluğatanrı’nın akıl sır…
Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.