sahip! geceye yeni bir siyah ısmarla

faytonların kırbaçlarını kalbime sakla,

görünmez oldu biraz güller, beyaz güller bile,

kanımın dolduğu buruşmuş karanlık ile,

biraz güneş biraz ay, biraz deniz, nerde?

nefesler, nefeslerden uzaklaşırken,

dünyayı dünyadan çıkardılar, her yerde.

doru atları ihtiyarlatan düşün dehşeti,

aç kaldım bu korkudan elimde mızrak,

avladığım kabusların yenmiyor eti, sahip!

bu şehirde çok kanlar döktüm çok günler,

çok günler döktüm ölü yıkayan yağmurlarına

kırıldım, kıvrıldım, korkunun menderesleri

gürül gürül ve batının vandalları kadar aç

umutlarıma parlak baltalar verdim tek tek,

benim içimde bir medeniyet vardı sahip,

yalnız güzelliğe inanan incelikler ile dolu,

bak baltaların oldu bütün güzel ettiklerin;

bak talanların, bak kırmaların, bak dökmelerin.

kendimden çok düşürdüm kendimi sensiz

çok öldürdüm bilmem dirilmiş kaç göğü,

yıldızlar maktül yüzüyor günahına girdiğim

sularda, derinlerde şarkını boğarlarken,

çıkardıkları cazip ama ucuz gürültülerde

dönmekte zorlanan değirmen zaman,

taşını kalplerin üstüne koymuş öğütüyor

bana dair ne varsa unlaşıyor bildiğim,

ve ah güzellik! ne yazık, savruksun ve kayıp

yüzün bazen kuşların yanında sahip!

göğün bütün kanatlarını toplamış yine

orda onların yanında ama kanatları kirli,

bazen de eski hayallerimde çocukluğumda

her yağmurun içinde geziniyor sesin sahip!

ama yankıları neden uzuyor çürüyüşe?

ben kendimi kendimle yaktım belki de,

tenimi kül olmaya azmettiren nedir?

bilirim ki bu kül benden özge bir ilençtir,

şimdi hadi, parça parça birleştir,  

sahip!

atlaslarına ölçekler veriyorlar adamlığın,

ne çare sınırlarını belirliyorlar iyiliklerin.

korkusuz akıyordu kanındaydı sevinç,

çiçeklerin göğsünden sızan zamanlar,

biz kapmıştık zamanın bütün köşelerini

sahip!  sözün, hep umudun ağzında güldü,

şimdi hangi ağızlarda sakız oldun bilirim.

sen ruhu değil miydin hasetsiz bakışın?

düşünceler sende yıkanıp arınmaz mıydı?

ah güzellik! sana sahip dedikçe ben,

arzuyla yandım sonra külüme şaşırdım

sahip! gecenin nispetinde bir kefen hazırla,

sar kendine, şairleri de artık uğraştırma,

bütün şiirler sana dizelerce talkım verirken,

vebalı hüzün ve her yeri donatan görkemli yara,

açılıp derinleşirken bu her şeyin dilinden konuşan acı!

bu bana küllerimi bedleten yanışla ben,

sana nasıl susma ya da ölme diyemem?

nasıl inanırım varlığına sahip! ve neden?

bir zaman saf güzelliktin vardın gerçekten,

bugün ise avare bir rehbersin dünyaya kul,

ve bizi sahipsiz gölgelere yürüten.

Kâmil Çağlar


İ N İ S İ Y A S Y O N sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Posted in

İçinde Kalmasın

İ N İ S İ Y A S Y O N sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

İ N İ S İ Y A S Y O N sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin