KISA KISA YA DA DEĞİNİLER

-Bizde Rönesans falan olmaz kardeş biz Doğu toplumuyuz bizde ancak Rönesan olur biz sadece sanarız bilmeyiz. Yani inanırız. Herşeyi öyle sanarız. Rönesan… Biz de o s harfi bir türlü en sona gelmez bütün harfleri koyarız ama hep bir harf eksik kalır hep bir şey eksik kalır işte o bir harf yüzünden de yerimizde sayarız.

Yaşasın Rönesan !
Onu san , bunu san. Bilmeden inan ve san.
Aydınlanma da olmaz bizde.
Vaydınlanma, Baydınlanma falan olur ya da Yaydınlanma olur oturup yaymaktan.
Seda Sayan ya da Esra Erol yaptı aydınlanmayı.
Rönesans ı da Nihat Doğan başlattı.  

-Ölmek isteyen bir adam neden parka gitsin?
Yaşamak istememek ile ölmek istemek aynı şey mi?
Değil. Yaşamak sadece mecbur olduğun ve hayatta kalmak için gerekli olan şeyleri yapmak mı?
Hayatı sevmek istememek ile hayatı sevmemek aynı şey mi?
Mutluluktan korkmakla ,mutlu olmaktan korkmak ya da utanmak aynı şey mi?
İnsanlara değer verince değer kaybetmeyi bir gnostik nereye koyar? Şiire koyar , yalnızlığa koyar, nereyi görürse oraya koyar.
Hayat dediğin uzun bir deprem. En azından benim için. Bazen tımarhaneyi özlüyorum. Cerrahpaşa psikiyatri kliniğini. En azından delirmişsin ve dünyanın dışındasın orda. Yaşamayı isteyecek bir konumda ve yerde değilsin. İnsan olmak , en büyük lanet. Vıcık vıcık beklenti ve vızır vızır ihtiyaç içinde. Tüketmeye mecbur ve kapitale mahkum . Ve asla özgür değil.                 K.Çağlar/gnostik  

-Bazen bir mitolojik kahraman gibi sonsuza kadar ağlamak istiyorum sebebini ise hiç bilmiyorum. Bazen sonsuza kadar ölmek istiyorum sonsuza kadar ölmek ne demek onu da hiç bilmiyorum. Bazen sonsuza kadar bilmek istemiyorum sonsuza kadar bilmek istememek nedir onu da bilmiyorum. Ve bazen sonsuza kadar durmak istiyorum sonsuza kadar durmak ne demek onu da bilmiyorum.

-Her şeyin sonunda hissediyorum bazen burada bu tek göz odanın içinde hayatım geçerken. İş yerinde kurumda vızır vızır çalışırken mesai bitip bu odaya girdiğimde başka bir varoluş başlıyor.  Kendim bana diyor ki merhaba evet bu sensin hadi kaldığımız yerden devam edelim . Yer altında bir mağaraya dönüşüyor oda. Ya da evrenin dışında, varlığın , her şeyin dışında minicik bir boşluk. Her şey sığıyor bu minicik boşluğa. Evren, tanrı, insan, varlık , oluş ,çelişki ve hatta sonsuzluk. Dinler ise kulları debdebe ile tepinsin ya da savaşlar çıkarsın diye gelmedi. Çocuklari , sivilleri öldürsün diye de gelmedi. Hindistan dinleri bana daha mütevazi ve kendi halinde geliyor artık. Yayılmacı ve kapitalci değil. Oranın insanının yaşayışı da ortada ve somut. Dünyanın kan dökme mekanizmaları din ve kapitaldir. İncil değişmiş öyle mi? İsa nın elinde bir İncil mi var dı? 200-300 sene sonra yazıldı. Musa sadece 10 emiri yazdı akit sandigina koydu. Tevrat mı vardi musanin elinde? Hayır….. Tevrat’ı 300-400 sene sonra Yahudi gnostikler yazdı. Talmut , mezmurlar , Zebur ve bı sürü ek kitap. İncil gibi.  

-Romantizm nedir bilir misin? içinde inanmak istediğin güzel ve ideal bir şey vardır. gerçekleşmesini istersin. bütün dünya için. sonra bir gün hakikatin soğuk ve çelik duvarları gelir önüne dikilir.  sonra o duvarların dibinde çürür gidersin. kaç romantik şair biliyorsun şu dünyada 70 yıl güzel güzel yaşamış?  

-Romantikleri çürütüp genç yaşta öldüren ya da intihar ettiren çağa, sanayi devrimi sonrası Modernizm Çağı denir. Yine romantikleri bir tür kötü adama (joker) çeviren ya da onları adam akıllı delirten çağa ise Digital Devrim sonrası Postmodernizm Çağı denir. (Neo post truth)

Örnek : Novalis, John Keats, Nerval, Baudelaire,  Percy Shelley,  

-Dünya tarihi şundan ibaret,  bir yalan ortaya at o yalanın hakikati ortaya çıkana kadar parsayı topla. Ortaya çıkmazsa zaten ona inanmak bir zorunluluk haline geliyor.   

-Pragmatizmle yavşaklık ve tutarsızlık arasında ince tanrısal bir çizgi vardır.

-Kötülük bir tür kısayıoldur. İstediğini almanın en kısa ve en kirli yoludur. Bütün kötüler teorik olarak biraz tembeldir. Her şeyi mümkün olan en kısa yoldan edinirler. Kötülük bir kısa yoldur lakin kirli bir kısa yoldur. Ona ulaşılana kadar türlü temiz ve uzun yollardan geçilmiştir. Bir yabancı filmdeki gibi o artık bir Joker’e dönüşmüştür. Toplum denen kanalizasyonun lağımcıları. Hapishaneler joker dolu.

-Reklamlarda ölümden hiç bahsedilmez neden acaba? çünkü insanlar tüketmek ve pervasızca sahip olmak için ölümü unutmalı.

-Modernizmin en renkli ve cazip zokası şu birey denilen şey aslında sistemin seni sadece ve sadece bir tüketici olarak gördüğünü saklamak için bunu senden gizlemek için hazırladığı renkli gösterişli bir kılıftan başka bir şey değildir.  Özgürlük denilen şey ise sadece tüketim ve üretimle ölçülmektedir. Birey denilen şey sistemin sadık kölesidir. dünyayı yöneten şirketleri daha da güçlendirmek için çalışır hayatından feragat eder. Reklamları izler ve tüketir. Bireye sunulan demokrasi (oy hakkı ) denilen şey ise, bu Ali Cengiz oyununda,, eski klasik krallıkların yerini alan sermaye krallıklarını ayakta tutmaya yarar. Halkın gazını alır ve oyalar.  Velhasıl-ı kelam bugün dünyayı dünya halkları değil büyük sermaye krallıkları ve çok uluslu şirketler yönetmektedir. Medya gücünü de ellerinde bulunduran bu krallıklar, halklara istedikleri kişileri seçtirtmektedir devletlere de istedikleri bürokratları, bakanları atandırmaktadır.  Demokrasi halklara kendisi yönetiyormuş gibi mış gibi yapmaktır. Devletlere kendi bankalarından Kredi sağlayan Bu şirketler, devletleri ırgat yapmıştır. 

-İnsanoğlu kendisini bir bok zannedip kendisini ekolojik dengenin ve doğanın dışına attı, halbuki o da bu gezegendeki canlılardan biriydi. Böyle giderse doğa da onu dışarı atacak. Dünyanın gücü yetmezse evren halleder. Şöyle kocaman ve demirden bir göktaşı yeter. İnsanoğlu isyan içinde ve ona hiçbir şey yetmiyor, yetmeyecek.
Sanayi Devrimi ile başlayan bu distopya ile insan nüfusu son yüzyılda nerdeyse beşe katlandı. Popülasyonun kendi doğal düzleminden çıkılarak müsrif üretim ve tüketim alışkanlıkları ve çok da hayati olmayan yeni ihtiyaçlar üretildi. Günümüzde ise bu absürt bir vaziyete ulaştı. Dünya , hayat ve doğa bir idealden, materyale dönüştü.
Sanayi devrimi ile başlayan bu distopyanın artık bir geri dönüşü de yok geçmiş olsun bakalım neler olacak  Bu yüzden 18 ve 19 yüzyıl romantik yazarları ve romantik şairleri sanayi devrimine karşı çıkmıştı. Şu anda da yeni bir devrim yaşıyoruz siber devrim.

İnsan doğal bir canlı değildir.  

-Özgürlük. özgürlük artık sadece ve sadece üretim ve tüketim özgürlüğü ile temelleniyor çağımızda. Ne kadar tüketebiliyorsan o kadar özgürsün. Ya da ne kadar üretebiliyorsan.

-İhtiyaçların sınırsız ve üretimin de sınırsız olduğu bir dünya; sinsi, dramatik ve fark edilemez bir yokluk halini sürdürmeye devam eder . Bu yokluk bir varlıkmış gibi görünür, halbuki her şeyi ve insanı yok etmektedir.

İkisi için de beni kimse zorlayamaz hadi bakalım. Ama sistem herkesi buna zorluyor ve köleleştiriyor. Gelmişim bu dünyaya 3 günlük hayatımız var tek bir hayat. Sistem bana emrediyo:r mutlaka şu kadar üreteceksin! mutlaka şu kadar tüketeceksin!  Yoksa bir hiçsin.  Sen arz ve talebin devam etmesi için üretilmiş bir kurgusun bir dişlisin , bir kölesin.
Büyük zenginler çok daha büyük, çok daha büyük olsunlar diye.
Peki ben ne zaman özgür olacağım özgürlük bunun neresinde? Ne zaman yaşayacağım ben hayatı?
Sahi Özgürlük nedir?  Neydi bu?
Yenen bir şey miydi sosu da var mıydı?
Paran kadar özgürsün işte bu kadar.
K.Çaglar Aksu  

-Körler hiçbir şey görmezler böylece hayata karşı bir beklentileri ve istekleri yok gibidir.
Pek fazla bir şey istemezler, isteseler de isteyemezler.
Bir kõr en fazla eline sazı alır ve söyler Aşık Veysel gibi.

“oysa ermişler gibiydi anladım
bütün körler doğuştan usluydu.”

Bkz.Kuyudan Ağıtlar,s.47, duvardaki ağıt 

-Zannetmekle bilmek farklı şeyler gardaş. zan duyumla olur, bilgi şüpheyle olur. zan önüne gelen hazır şeyle olur. hakikat ise bir çabadır, sorgular ve ararsın. yorar ama bildirir. bilirsin sonunda.

-İyi ki hayat değil; iyi ki ölüm var. İnsanın mutlu olmaya çalışması boş tatava. Ben çalışmıyorum mesela. Boş iş. ve sarsıcı.Kimseyle uğraşamam. kendimle bile. Mutsuz olmaya da çalışmıyorum tabi. Hiçbir şeye çalışmıyorum. ot geldim saman gidecem. boşver. Bir avuç toprak işte sonu. Bütün zırıltı. kimseye zarar vermeden kavuşmak toprağa,. çok uzun yaşamamak. ve bir an önce öğrenmek öbür tarafta ne var öbür taraf var mı?
Burda gördüm görüp göreceğimi.  Nilgün Marmara nın dediği gibi. bütün arka bahçeleri.  

-Keşke 500 sene önce  doğsaydım. ne boktan bi zaman arkadaş. şiiri takan kaç kişi kaldı? şiirde bahsettiğim değerler, dünyalar, oluşlar nerde?  her zaman şuna inandım; teknoloji geliştikçe insan basitleşti ve değersizleşti. şiiri yazılacak şeyler azalıyor. insan istediği kadar modernize olsun; giderek lümpenleşiyor ve giderek soyutlaşıyor. Edilgenleşiyor. insana ait her şey. ve tabi şiir de. gölgesi gittikçe genişleyen sinsi bir ölüm. devam etsinler bakalım. yapay zeka, transhümanizm filan….bu durumda şiir yıllar sonra at sikinde renkli desenli naif bir kelebeğe dönüşecek.

-Akıl bir üst bilinçtir. Her üstün zekalı akıllı değildir. Akıl beyin içinde oluşan pratik ve en pragmatik başka bir dildir. Bir programın üst sürümü gibi. Zihin güncellemesi yapmayan kişinin aklı konuşmaz.

-İrade harika bir illüzyondur. Bizi önemli hissettirir.

-Yoktaysan artık yalnız da değilsindir. O da yok olur. Her şeyin dışına çıkarsın. Tüm varlığın ve tüm oluşların. Tanrının da. Hatta yokluğun bile dışına çıkarsın. Tamamen dışardasındır. Dışarda. Bunu bazen yaşadım. Surduremedim. Bu zaman da hiç olmak da zor. Ne boktan bir devrana düştük.

-Asıl olan öbür dünyadır görüşü, müslümanların bu dünyayı ve onun bilgisini bırakmasına sebep oldu. 14 Yy dan itibaren. Olimpos kendi Ortaçağ’ından Rönesans ile çıkarken , Hira’ nın coğrafyası kendi Ortaçağı’ına girdi.700 yıldır bir iğne üretilmiş değil. WC ye bile girdiğinde bastığı düğme ile yanan ışığı ve ampulü bile Olimpos’ un çocukları buldu. Yoksa mum ışığında sıçacaktı, çocuğu çocuk felci olduğunda hemen ölecekti, by pass olamayacaktı ya da mesela. Beynindeki tümör alınamayacaktı. Diyabetten ölecekti ya da. Geceleri Ravza’ yı ya da Kabe’ yi íşıl íşıl donatamayacaktı. Bunun sonu yok , bitmez örnekler. Utanmamız gerekmiyor mu bilmiyorum…. Meydanlarda İsrail’i lanetleyerek bir şey olacağı yok 44 yaşındayım 30 yıldır lanetleniyor bir şey değişti mi hayır. Toplumlar bilgi yerine gaz üretmeye devam ettikçe geri kalmaya mahkumlar.

-At izinin it izine karıştığı bu postmodern çağda bu post truth fitne çağında hakikat, asla inanamayacağın yerde gizli.  Hiç aklına gelmeyen ya da gelse de inanmak istemeyeceğin yerde gizli. Şeytanın şeytanlığına inanamazsın. evet. Böyle bir şey olmaz dersin.  O yüzden şeytana şeytan derler. Onun oyununa da şeytan oyunu derler.  O kadar güçlü bir fitnedir ve öylesine güzel manuple edilmiştir ki insanlar buna inanmak istemezler.  Şeytanı anlamak için şeytan gibi düşünmezsen sefil bir melek kalırsın.  Küçük kanatlarının naif beyazlığına bakarak mutlu olmaya çalışırsın ve hiç uçamadan ölüp gidersin.

-Bu dünyanın gelmiş geçmiş bütün arka bahçelerine tüküreyim kardeş. Önde kurgulanmış renkli ve minnoş  peyzajlardan çok, artık arka bahçelere bakmanın zamanı geldi geçti bile. İnsanlık olarak masum değiliz hiçbirimiz. Sadece çocuklar masum, dünyanın bütün çocukları.

-VE BU ÜLKEDE TELEVİZYONA ÇIKTIN MI TAMAM ABİ SEN OLMUŞSUN BİTMİŞSİN TAMAMSIN. TELEVİZYONA CİKMADİYSAN ADAM DEGİLSİN.  LİYAKATİN ÖLÇÜLDÜĞÜ ŞEY BU ÜLKEDE BU.. ADAM DİYOR Kİ TVDE NİYE HİÇ GÖRMEDİK? ZEKİ MÜREN ‘ DE SENİ HİÇ GÖRMEDİ NE OLACAK ŞİMDİ? TELEVİZYON NE ULAN ? SALAK KUTUSU LAN O.  PROPAGANDA VE ALGI YÖNETİMİ. REKLAM SEYREDİP MAX TÜKETMEN İÇİN. KÜRESEL SİSTEME UYMAN İÇİN. DOĞRU KİŞİLERİ(!) SEÇMEN İÇİN  

YanıtlaYönlendir