Neofeminist Algının Yapı Sökümü Gibisinden Bir Antitez

(Azcık da Manifesto)

Chapter – I ——————–+——-+———–+-;–++++++

“Erkekler dünyayı, kadınlar da erkekleri yönetir.” Billur Kalkavan

Bana şimdi kadın düşmanı diyecekler olabilir. Heyhat ! Bu ülkenin en büyük sorunu zaten herkesin herkesi kendi istediği şekilde görmesi. (önyargı) Neyse ben konuya gelirsem, bebeğim biraz sakin. Önce derin nefesler al bebişim. Kallavi bir kahve yap otur ve düşün her şeyi en baştan. her şeyi. sana da yazık bebiş. öfke kontrolü iyidir. Öfke aklın yarısını sinemaya götürür ; filimsiz getirir bebeğim. Sizin şu dernekler nerelerden fonlanıyor? neyse….bak erkeğim hayvan değilim. sapık değilim, gizli psikopat değilim, kadın ezmek için yanıp tutuşmuyorum .

aileyi ve erkekliği yok etmek için bütün dünyaya pompalanan (ağırlıklı 3.Dünya Ülkeleri) küresel proje olan bu radikal neofeminizmi lanetliyorum. cinsime uygulanan bu orantısız ve genelleyici yapısökümü ve hatta yıkımı lanetliyorum. Varoluşsal içerikleri ve doğası, özellikleri törpülenmeye çalışılan ve bir kıyas nesnesi haline gelen, hatta kimliği/var oluşu bombardımana tutulan bir hedef hiç değilim. ben erkeğim. adamım. kocayım. ya da babayım. hatta savaşlarda kadınların kıçını kurtaran, can veren askerim. hepsi benim. ulan politik doğrucular ve yalaka amsalaklar yüzünden de erkeğim demeye korkar olduk. nedir ulan? kadın erkekten üstündür noktasına gelebildik sonunda. bu absürd bile değil. Yakın çevrem, Edebiyat çevreleri ve sosyal medya; benim jargonumun, üslubumun bu olmadığını peki ala bilir. Lakin yıllardır sabrettim, ne oluyor dedim iyice anlamak istedim. Nihayet ilk kez bu konuyu burada kendi sitemde kaleme aldım. Birikmişim çok yani. Hem tepkisel hem de deneyime dayalı birikmişlerim vardı. evet açıkçası kızıyorum. rezalet. kadın üstün olsaydı mesela 50 bin sene önce mağarada oturmazdı ava o çıkardı ve ordan beri günümüze değin dünyayı erkekler değil, zaten o yönetiyor olurdu . tarih sonuçtur. sonuç varsa aksinin ispatına gerek yoktur. Erkeğin mağduriyetleri, sıkıntıları, mücadelesi, taşıdığı yük ve baskılar yok mu? Erkek olmanın sosyoekonomik, sosyopsikolojik, varoluşsal, toplumsal, siyasal, askeri, dini ve antropolojik yükümlülükleri, yok edici ve ezici yükleri yok mu? Dünyada her gün kadınların yüzlerce katı sayıda erkek öldürülüyor. Tümel anlamda bakacaksak dünyada erkekler çok daha fazla şiddet görüyor.

Yeryüzünün en ağır ve pis işlerini erkekler yapıyor. Üstüne oturduğun o klozeti erkekler üretiyor fabrikalarda, senin kıçını yıkadığın suyu bile erkekler taşıyıp getiriyor barajdan musluğa. Elektirik yüksek gerilim hatlarında, madenlerde, kanalizasyonlarda, inşaatlarda , plastik üretiminde, boya-kimya, demir-metal fabrikalarnda, vs…çalışıp hasta olup ölüyorlar, engelli kalıyorlar ya da iş kazalarında hayatlarını kaybediyorlar. sosyal hayatları da çok sınırlı. evinde ve hayatında kullandığın şeylerin %85 ini erkekler üretiyor hayatları pahasına ve 10 kuruş maaşa. Üstelik kadınların azmettirip öldürttüğü ya da sebep olduğu sayısız vaka var. Kadınların iş hayatında gördüğü mobing, baskı,şiddet, ayrımcılık ,vs .. gibi gördüğü şeylerin hepsini aynı oranda erkekler de görüyor. Şiddet konusu ise sosyogenetik , antropolojik ve evrimsel bir gerçek. dünyada ilk canlılardan günümüze dek bütün canlılar şiddet düzleminde varlık gösterdi. ve güçlü olanlar hayatta kaldı. şiddet ve çatışma, evrenin ve doğanın gerçeği. (bkz.şiddet kuramı-giriş/site ana menü) Şiddet yeryüzündeki bütün canlı türlerinin ve cinslerinin gerçeği. şimdi bu şiddeti kalkıp sadece erkek cinsine dayamak ne kadar yapıcı bir eylem? politik doğruculuk, pozitif ayrımcılık ya da kadına yağ çekmek için bunu yapıyorlar lakin kadına bu gazı vererek ona daha çok zarar vermiş oluyorlar. kabul ediyorum erkek cinsinde şiddet, kadına oranla biraz daha yüzeye yakın. yani ortaya çıkmakta biraz daha yatkın. bunun çok derin ve antropolojik, sosyogenetik, evrimsel, varoluşsal sebepleri var. fakat bu şiddet illa ortaya çıkmak ya da çıkartılmak zorunda da değil. Politik doğruculuğa kapılmadan ne olursa olsun burada bilimsel gerçekleri anlatıyorum.

Erkek cinsiyetinin üzerindeki bir diğer önemli baskı unsuru da artık onun tek eşli yaşamak zorunda olmasıdır. şöyle ki prehistorik dönemlerde bütün homo türlerindeki erkekler, mağara öncesi dönemler de dahil olmak üzere milyonlarca yıl inanılmaz vahşi yaşam koşullarında, türlü dehşetengiz tehlikeler ile zorlu coğrafyalarda ve iklimlerde çok büyük bir yaşam savaşı verdi. Türün devamını sağlamak için ise bol bol üremesi gerekmekteydi. Haliyle bunu tek bir dişi üzerinde yapamazlardı. ailenin bir an önce çoğalması, genişlemesi ve güçlenmesi gerekiyordu. hem avlanmada çoğunluk hem vahşi hayvanları bertaraf etmede çoğunluk, hem de başka ailelerle, kabilelerle savaşta çoğunluk için.

insanoğlu henüz daha 12 bin yıl önce medenileşti diyorsak. hele ki modernize olması da daha dündür. o halde evrimsel süreçte milyonlarca yıldır bilinçaltına ve sosyogenetik güdülerine işlenmiş olan bu üreme arzusu öyle çapkınlık deyip geçilecek bir durum değil. ben işin çok uzmanı değilim fakat ana hatları böyle bu işin. Ortada milyonlarca yılda kazınmış genler var erkek cinsiyetinde. İş bu halde bu genetiğin iki günde değişmesi zor. Şiiddet unsuru da buna benziyor. yazının ilerleyen bölümlerinde anlattım.


Radikal feminizm adına, cinsiyetim yapısöküme ve dış güdümlü soykırıma uğratılırken, kadının henüz bir yapısökümünün yapılmadığını hatırlatırım . yaptırtmayın. tavsiye etmem bebeğim.

Acaba? Komplo Teorisi ya da değil. Hiçbir şey bilmiyorum artık. Fakat şu bir gerçek ki, cinsiyet denen şeyin sorun haline geldiği ya da getirildiği. Önce bunu sorun yaptılar, sonra da yok edecekler. Ediyorlar…Valla onu bunu bilmem…. 50 ila 100 yıl sonra “erkek” ve “erkeklik” tedavülden kalkacak.  Sperma üretiyorlar. Bizler , ben, son nesillerdeniz.   Küresel çetenin amacı bu.

Erkekleri müzelerde sergileyecekler bu gidişle. En az 50, en fazla 100 yıl. Valla, şaka yapmıyorum. 

Bir erkek olarak müstakbel bir soysuzum artık ve mağdurum. Şu anda bile sadece erkek olduğumuz için en büyük hakaretleri yiyoruz. Salt erkek olduğumuz için. Eskiden böyle saçma ve ürkütücü bir şey yoktu.

Gelecekte bize demir parmaklıklar ardından bakılıp şöyle denip gülünecek:  

-sadece erkek.

Fıstık atacaklar bize.

LGBT’ye gelirsem, isteyen lgbt olur tabi ve onu yaşar, ben başka bir şey anlatıyorum. ve dört duvar içinde ya da kendi kişisel hayatlarında ve sosyal düzenlerinde ne yaşanırsa yaşanır. İnsanlar özel hayatlarında ve seçimlerinde özgürdür. Bu seçimleri ise tüzel hale getirip sürekli herkesin gözüne gözüne sokmak. İşte bunu anlayamıyorum. Ben lgbt mensuplarının bu ülkede nefes alamayacak kadar, özgür olamayacak kadar, çalışamayacak kadar baskı altında olduklarını düşünmüyorum. Bu ülkede ; Zeki Müren’inden tut Kuşum Aydın’ına, Fatih Ürek’inden tut Bülent Ersoy’una, ordan git Cemil İpekçi’ye lgbt her zaman vardı. Kerimcan Durmaz gibi tipler bile rol model olabiliyor bu ülkede. (ne yazık. bu ülkede gerçek sanatçıların, filozofların ve bilim adamlarının rol model olması gerek) İşte bu yüzden bu tantanayı anlayamıyoruz ve fakat çok müthiş bir şeymiş gibi durmadan şenlikli renkli yürüyüşlerle , propagandalarla çoluğu çocuğa/gençliğe ; aile kurumuna, anneliğe, erkekliğe ettiğiniz küfürleri göstermek nedir? o çocuklar, o gençler bu toplumun yeni nesilleri ve öyle önemli kavramlara ve kurumlara saldırmak amacıyla yapılan aşağılayıcı pankartları gördükçe, bu önemli kavramlar onların taze algısında hasar görmez mi? o yürüyüşlerin pek çoğunda çocuk bile gördük yürüyen. Netflix yapımları ve dünyada bütün medyalarda, bu iş gerek subliminal gerek açıktan sürekli pompalanmaya başlandı son yıllarda.

Cinsiyet değiştirme eyleminin sebebi doğuştan gelen hastalıklı durumlar ya da birtakım varyasyonlardır. Doğuştan gelen gerçek bir varyasyon var ise yani erken çocukluktan itibaren ve ilerleyen yıllarda sürekli devam eden böyle bir durum söz konusu ise ve kişi bundan müzdarip durumdaysa, bu durum tıbben de ispatlanabilmişse; bu kişi peki ala cinsiyetini değiştirme hakkına sahiptir. Bunun haricinde bilinçli olarak ve yani tercihen alınan hormonel ya da gen değiştiren ilaçlarla yapılan cinsiyet dönüşümleri, birer insan ve toplum ve hatta kültür katliamıdır. Doğaya ve doğanın, varlığın tabi akış seyrine yapılan acımasız ve pervasız bir müdahaledir. Bu ise ateşle oynamak gibi tehlikeli bir iştir.

abd ‘de ortaokul seviyesindeki okullarda 12-13-14-15 yaşlarındaki çocuklara ailelerinden habersizce bazı ilaçlar verildiği, karışık zihinlere sahip, ergenlik ve ergenliğe giriş yaşlarında olan, cinsiyetlerine henüz tam vakıf olamamış bu çocukların ise bu ilaçları kullanarak okullarını bitirdiği; daha sonra çocukların bu ilaçları kullandıkları önce ya da sonra ortaya çıktığında ise ailelerin çocuklara müdahale edemediği, okulların ise bu işten bir şekilde sıyrıldığı ortaya çıktı. Bu hadiselerde velileri çaresiz, okulları pervasız kılan şey ise küreselcilerce düzenlenen lgbt hukuku ve yönetmelikleridir. İstanbul sözleşmesi imzalanırsa bizim de akıbetimiz o şekil olacaktır. Hala yorulmadık sapık Batı’dan hazır paket kanunlar alıp (hepsi değil) üstümüze giymekten. Rüküş rüküş dolaşmaktan.

Arkadaşım bizim sınırlardan çıkınca yeryüzü cennet falan değil ki; aksine daha beter cehennem var dışarda. Almanya’da bu pedofili salgını öyle boyutlara ulaşmış durumda ki devlet özel yasa ve yönetmelik çıkarmış. Özel merkezleri var gidip pedofili olduğunu kabul edip ben tedavi olmak ve kurtulmak istiyorum dersen devlet seni suçlu olarak bile görmüyor ve gayet liberal liberal seni tedavi etmeye çalışıyor. Ceza bile almıyorsun. Arkadaşım, bak dinle yine abd’de bir salgın daha var; kadın ortaokul öğretmenlerinin öğrencilerine cinsel taciz hatta tecavüz salgını. Araştır arkadaşım google da bir ara. Göreceksin.

Biz de bir kesim var hatırı sayılır derecede büyük bir kesim bu ve Batı’ya toz kondurmayı sevmez. Yahu arkadaşım bu insanlar o bok çuvalı karanlık ortaçağın içinden çıkalı daha 200-300 sene oldu. Çuvalın içinden çıktılar lakin hala o çuvaldaki pisliklerle ve o kokuyla geziyorlar dünyada.

Avrupa’da ve abd ‘de kadına şiddet/taciz/tecavüz oranlarını da bir araştır derim. sonra pedofili oranlarını da araştır iyice. Tabi onlar , onların kendi sanatçıları, bilim adamları, onların kendi yazarları ve gazetecileri bizim gibi her boku ortalığa haykırıp saçıp anlatmıyorlar özellikle medyalarda ve o şaşalı ödül törenlerinde. onların kendi medyaları bile dışarıya karşı kol kırılır yen içinde kalır taktiği uygular her zaman. Bilakis artık o kol o yene sığmıyor. İngiltere kraliyet ailesinin ve avanesinin de karıştırdıkları herzeler de artık sonunda nihayet duyulmaya başlandı.

Ayrıca bilmem ne adalarda bilmem kimlerin kimlerin, kerli ferli meşhur herifçioğullarının yıllarca yedikleri herzeler neydi? mesela? ayrıca bir de pizzagate dalgası vardı.

Avrupa daha düne kadar 1970-80 lere kadar kendi vatandaşlarına öjenik uygulayan bir coğrafyadır.

Avrupa’da daha dün yani Victoria döneminde Londra’daki kadınların yarısı fahişeydi. Gayri meşru bebekler Thames Nehri’ne atılırdı.

Şimdi kalkıp da ben bu Avrupa’nın medeniyet diye diye hukuk kanun diye diye, hala bunların bokunu püsürünü mü kendime boca edeceğim hala fütursuzca, bilinçsizce? (Bu konuya başka bir yazımda değineceğim)

Doğada eşcinsel durum gösteren tespit edilmiş 2000 küsür tür hayvan vardır. bunlara şempanze türleri de dahildir. Doğuştan gelen gerçek bir hastalık var ise ve hasta bundan şikayetçi ise; cinsiyet değiştirme eylemi bir zorunluluktur. Birtakım insan, kadın bedeninde doğduğu halde orasında bir penisle yaşıyormuş gibidir. hissiyat olarak aslında erkektir. bu durum o insanın seçimi değildir. bu halde yaşamak onun için bir cehennemden farksızdır. bundan kurtulmak için ya intihar eder ya da cinsiyet değiştirir. Aynı şey erkek bedeniyle doğup kadınsı hissedenler için de geçerlidir. kişi eşcinsellik ile öyle doğmuştur zaten. bu durum onun elinde olan bir durum değildir. Kuran ı Kerim’de Lut kavminin lanetlenmesine sebep olan şey ise eşcinsel durum değildir. Lut kavmindeki sapık insanlar, doğuştan eşcinsel durumla doğan insanların oluşturduğu bir kavim değildir. zaten bilimsel olarak da bu imkansızdır. o kavimdeki insanlar, eşcinsel durumda olan insanlardan değil, tercihen eşcinsel ilişki yaşayan heteroseksüel (normal) erkeklerden oluşuyordu. Yani sapıklardan.

Eşcinsel ilişki başka bir şeydir, eşcinsel durum başka bir şeydir. Birisi doğuştandır, diğeri sapkınca keyfi bir tercihtir.

Özgürlükler konusuna gelirsek. bunu da anlayamıyorum; arkadaş onlar özgür değilse ben lgbt değilim, ben de özgür değilim derim o zaman. Bu ülkede herkes özgür mü? Dünyada herkes özgür mü? hem sonra bu özgürlük nedir ne demektir? nemenem bir şeydir?

bu ülkenin daha büyük , daha acil, çok daha önemli mevzuları var. Bu ülkede halk dahil kimsenin lgbt mensuplarıyla böyle tantana koparacak kadar bir alıp veremediği yok. Rusya bile bu işi tamamen yasaklayıp nefes bile aldırmazken biz müslüman ülke olmamıza rağmen bir kıyas yapınca bu konuda epey “medeni” olduğumuz bile görülür. Anadolu irfanı zaten bir hoşgörü barındırır.

cinsiyetimi tercih edebilmeliyim gibisinden bir zihniyeti anlayamıyorum. Kişinin doğuştan gelen bir varyasyon taşımadan cinsiyet değiştirmesi, değiştirmek istemesi mümkün mü? Açıkçası bu konuda henüz bu kadar derinlere dalmadım . eğer böyle bir şey mümkünse bu iş toplumsal ve evrimsel tehlike arz eder. yani ortada zaruri hiçbir neden; bir çocukluk travması, bir bozukluk, bir varyasyon yokken böyle bir işe girişmenin mantığını anlamıyorum. Cinsiyet yahu bu. gömlek değiştirmiyorsun. Bu işin bu kadar kolaylaşıp basite indirgenmesi, sıradanlaşması ve bunun özgürlükler adına gazlanması, ve bunun küresel bir proje olduğunun çok açık olması beni ürkütüyor. dünyada 50 yıl sonra şöyle bir tablo gözümde canlanıyor: halkın ezici çoğunluğu lgbt olmuş ve heteroseksüeller ise çok zengin küçük bir azınlık durumunda. sanırım lgbt mensuplarının hayali de bu şekilde. olabildiğince çoğalmak istiyorlar. ya da çoğaltılmak isteniyorlar. yani belki. distopya kuruyorum şu an. Bütün dünyada femenler dahil bütün lgbt tantanasının sebebi budur. Bu bir PR ve pazarlama projesidir. 50 yıl sonrası için verdiğim örnek bir distopyadır. Doğal evrimsel sürecin tersine döndürülmesidir. İnsan türünün sonudur. ya da yeryüzündeki insanların %95 ini oluşturan lgbt nesiller, yıllar içinde ömrünü tamamlayıp öldükçe; insanlığın geri kalan seçkin bir azınlıkla devam etmesidir. (çok zengin ve elit heterolar) Böylece küresel dünya nüfusunu kontrol altına alacaklar. kürtaja falan gerek kalmayacak. doğum oranı çok büyük oranda düşecek. bu tabi işin distopyası. yani şunu şuraya koyayım: normal bir insanın durduk yerde bir sabah uyanıp; ben cinsiyetimden sıkıldım hadi değiştireyim diyeceğini de pek sanmıyorum. (kendi görüşüm). yani cinsiyet bu. gömlek değiştirmiyorsun.

dünyada tuhaf, kirli ve çok tehlikeli işler dönüyor. her zaman olduğu gibi. lgbt mensupları bence uyanmalı ve kullanıldıklarının farkına varmalıdır. elbette onların da huzura ihtiyaçları var. hepimizin huzura ihtiyacı var. heterolar çok mu özgür de onlar sınırsız özgür olacak? Bir kere ben her şeyden ama her şeyden önce bunu sorarım. sonra şunu sorarım: pozitif ayrımcılıktan bir takım hetero erkekler için ben de istiyorum; adam mesela bekar ve yalnız ve mağdur bir hetero erkeği. Bu durumdan şikayetçi. manita dağılım adaletsizliği mağduru mesela.. bu zamanda zengin değil, arabası yok , evi yok, ortamı yok. avukat, doktor , möötayit, mühendis ya da club sahibi falan da değil, diplomalı ve etkin bir statüsü yok, hem bir de aşağılanıyor, ufalanıyor. yok sayılıyor. zengin keko ya da bu zamanda ortamcı hanzo da değil, bu zamanda öküz, hayvan , alfa erkek değil bu adam, psikopat hiç değil ve sürekli yalnız. ama bu adamın daha başka ve güzel nitelikleri var ama bu güzel adam yalnız mesela, hep yalnız. ya da müzmin bekar. ya da başka bir adam da eski bir gedikli manik depresif tip 1 mağduru ve hastalıklı geçmişini duyup ondan kaçanlar oluyor. Kimliği ve varlığı yok sayılıyor. Bu tür örnekler çok uzar a dostlar.

bi sizin sorununuz var di mi bu ülkede? öyle bir eda, öyle bir hava içindeler. şımarık ve hodbinler çünkü. seviyesiz ve cüretkar. ne sorunmuş arkadaş peh!

ben sonra şunu da sorarım: bu lgbt ye zamanla daha neler meşrulaşıp daha başka neler eklenecek bu harflere? pedofili? ensest? bunlar da eklenecek mi? dünyada dönen tantanaya bakılınca sanki ortaçağda cadı avına çıkılmış gibi dünyada bir lgbt avına çıkılmış ya da birçok yerde lgbtliler direklere bağlanıp yakılmış. Türkiye’de ise Taksim Meydanı’nda kazığa oturtulmuş lgbtler var mesela. bütün bu yürüyüşler, eylemler, bayraklar, mor renkli dövizler ve o dövizlerde yazan; erkek soyuna, annelik makamına, aile kurumuna hakaret ve küfür içeren bütün o iğrenç yazılar. insanlık onurunu lanetleyen sloganlar. lgbt evet herkes kadar özgür olmalı ve kendi özel seçimlerini ve kendi özel mahrem hayatını ve mahrem hallerini benim gözüme sokmamalıdır. kendi hayatının ve kendi sosyalliği içinde kalmalıdır. bunun reklamını janjanlayarak yapmamalıdır. bıktık. anladık. ben de heteroyum ve mesela sado mazoyum diyelim. ben de 20-30 adet sado mazo bulup bir de renk uydurup bir bayrakla ben de çıkayım yürüyüşler yapayım ekibimle. hak istiyorum, özgürlük istiyorum diyeyim. ya da ben ayak fetişistiyim mesela, kendim gibi olanları toplayıp : “yazın bütün kadınlar sandalet giysin!” eylemi yapayım mesela. ya da ben pedoyum: “ergen kızlar seçimlerinde özgür olmalı! cinsellik hakları tanınmalı! ” diye eylem yapayım. (bunun için jean paul sartre , simone de beauvoir  ve Camus gibi bildiri yayınlayalım, imza toplayalım.)

vay be özgülük ne hale geldi. devam edin , anasını ağlatın insanlık onurunun. ruhun, masumiyetin, asaletin, edebin, mahremiyetin, fıtratın, ülkünün, vicdanın, insanın ve doğanın köküne dinamit koyun.

hangi cinsiyeti seçtiysen seçtin bundan bana ne? üstelik o yürüyüşlerde hiç de mağdur, üzgün, ezilmiş gibi bir halleri yok gayet rahat gayet neşeli , gayet hadsiz, fütursuz ve cüretkar bir şekilde yürüyorlar. bu ülkede lgbt üyelerine bazı sikimsonik sebepten yapılmış münferit saldırılardan konuşacaksak, bu ülkede hetero genç bir erkek; bir kadın tarafından azmettirilen başka hetero erkekler tarafından tecavüz edilip kayda alınmıştır. tecavüze uğrayan o herif ise o azmettiren kadını yakalayıp feci şekilde öldürmüştür. valla ne aydınlık şeyler yaşanıyor ülkemizde. lümpen bir toplum haline getirildik sonunda. mübarek olsun. yani şunu demek istiyorum; münferit olaylarla bir halkın ve devletin topyekün homofobik durumda olması apayrı şeylerdir . o tür saldırılar Avrupa ve abd ‘ de bolca vuku buluyor.  münferit saldırı ya da bazı cinayetler ile bütün ülkenin lgbt kindarı ilan edilmesi, yaşam hakkımız yok gibi romantik ve iddalı sloganlar ile bu işin gayet pragmatik yaklaşımlarla parlatılması. güzel işleyen bir proje.


bu ülkede zenginler haricinde kim ne kadar yaşayabilmiş ki siz de yaşayamadınız?  ne yaşayamadınız? ne yaşayamıyorsunuz? herkesin hakkı tamam da bi sizin ki eksik. nüfus cüzdanlarında gay yazsın bunu mu istiyorlar? ya da erkekken kadın olmuş ise kimlikte kadın olarak değişsin. tamam ona da karşı değilim. hiçbir ayrımcılığa uğramadan cinsel kimliğini açık ederek rahatça memur olsun, öğretmen olsun, hakim olsun. kimliklerini saklayarak her yerde rahatça çalışabiliyorlar zaten. tamam onu da saklamasınlar. onları bu konuda anlayabiliyorum. ben de bir manik depresif tip 1 olarak bunu saklamakla uğraştım yıllarca. Son 6 yıldır ise kamuda memurum, ilk yıllar bunu sakladım ama son iki yıldır saklamıyorum. fare gibi saklanmak istemiyorum artık.  yeri gelirse de hiçbir yerde saklamam artık. lgbt mensupları da, bu  insanlar da hiçbir ortamda göze batıp dışlanmasın ve onlar da saklanmak zorunda kalmasın. bu da tamam. fakat bu lgbt+ hareketi misyonunda ben bu amaçlarda samimi olunduğunu sanmıyorum. bunlar birer süs ve kılıf. bu hareket çok ciddi toplum mühendisliği yapılarak tasarlanmış uzun soluklu küresel bir proje.  bunu yönetenler değil de bunun içinde olanlar bundan haberdar mı? hayır genel olarak değil.  homofobik değilim, arkadaşlıklarım oldu o insanlarla, meşru ve makul haklarını destekliyorum, onları mantık sınırları içinde anlayabiliyorum.  fakat bunun için illa bayraklı lgbt’ yi desteklemem gerekmiyor. 28 şubattaki başörtüsü sorunu yaşayan insanlar, dışarda oluşmuş ve dışardan fonlanıp yürütülen bir hareketin içinden mi yaptılar o zorlu mücadelelerini?  hayır. ben o gökkuşağı bayraklı lgbt+ denilen dış kaynaklı oluşuma güvenmiyorum.  Bayrağı olan her şey politiktir . yoksa o insanlarla bi sıkıntım yok ve olamaz.(gerçek mağdurlarla) 25 yıldır şiir yazmaya çalışan insanım. fakat bu ülke giderek lümpenleşiyor ve herkesin kendine çeki düzen vermesi lazım. her konuda. yoksa bu gerilim ve tırmanma kötü sonuçlar doğurabilir. aile kurumuna, anneye ,anneliğe , babaya, babalığa,  kocaya,  ( günahıyla, sevabıyla) , erkeğe, erkekliğe galiz aşağılamalar ve ağır hakaretler yaparak hak aranmaz, hem ne alaka? sen kendi haklarını sonuna kadar ara savun haykır! ben de arkanda durayım fakat hakkını ararken binlerce yıllık değerlere ve kurumlara hakaret etmek niye? böyle yapmadan da hakkını peki ala arayabilirdin. nasıl bir gaz verilmişse bu lgbt mensupları bu tarzda bir hak arayışı içinde. bu çok tehlikeli ve çok yanlış bir yöntem. kendi içinde bir mantığı bile yok. ben A yı savunuyorum. amacım A yı elde etmek ama bunu yaparken toplumun diğer bütün mensuplarına saldırıyorum yani B ye saldırıyorum.  Peki B ye saldırmanın A yı elde edebilmekteki rolü ve katkısı nedir?  yoksa bu yöntem, hem A ya zarar vermekte midir? hem de toplumsal çatışmaya zemin mi hazırlamaktadır? hakkını ara kardeşim hakkını arıyorsan hakkını haykır . asıl olan özlük haklarını aramaktan ziyade dile getirdikleri , gözümüze soktukları şeyler genelde alakasız , edepsiz ve rezilce. Hiç şık ve elit değil. Lümpence. halbuki onlar kültürlü insanlar, lümpen bile değiller ama o proje içinde o hale getiriliyorlar. yazık.

Ülkemizde kamu sektöründe çalışan lgbtli bireyler hakkında önemli bir araştırma.

bir not: kadın ve erkek sadece fırsat eşitliği konusunda ve hukuk önünde eşittir. Başka türlü bir eşitlik nasıl mümkün olabliir? İki farklı cinsiyet bu.

Kadın cinayetleri için de; tehdit aldığı polis tarafından belgelenmiş ya da ölüm tehdidi altındaki kadınlara, devlet, koruma yerine; bu kadınlarla sözleşme yaparak bu kadınlara küçük Glock marka silahlardan vermelidir. (ya da onun gibi yani küçük model) Korumaların etkisiz olduğu ortaya çıkmıştır. bu yapılırsa bence %78-88 oranında o kadınların o silahı kullanmalarına bile gerek kalmaz. kadınlar peşlerindeki, sabıkalı ya da uzaklaştırmalı ya da kayıtlı kişi tarafından, yine tehdit altında ya da yine ağır baskı altında yani saldırı ve tehdit altında kalırlarsa; kadınların, bir katil adayı olan bu kişiyi artık, hiç ceza almadan rahatça vurabileceğini ve bütün o herifler de bu yeni durumu artık iyice bileceği için , bunların, eskisi kadar fazla oranda kadınların yanına yaklaşıp gidip rahatça kadınlara zarar verebileceklerini sanmıyorum. olayların sayıları ve ölüm oranları büyük ölçüde düşecektir. Pratik, işlevsel ve etkili caydırıcılık. Nefsi müdafaa, yani korumanın yaptığı işi , kadın yapacak , hepsi bu. Hollywood filmlerinde FBI , tehdit altındaki güzel hatunlara silah verip dururdu.

#erkeğimbeninsanımbebeğim

Chapter – II. —–++——-+———+++——-+—–+——+

Erkeği baskı altına alıp onu tanımak istediğiniz şekilde tanımaya çalışmayın. erkek erkektir. eril düşünce nedir ? o zaten erkeğin düşüncesidir. erkeğe eril düşünme , eril davranma demek hem absürd hem de bencilcedir. varlıkta her şey hala bir evrimleşme içindedir. erkek cinsinde birkaç maraz varsa bu kadın cinsinde de vardır. ruhsal yapı, bilinç, düşünce, güdü ve davranış şekilleri insanın hem kendi hayatında şekillenir hem de bunların bir kısmı da yüzbinlerce yılda şekillenmiştir. 300 bin sene önceki erkek daha vahşi ve çok daha kabaydı. günümüzdeki haline evrilip yontulması için yüzbinlerce yıl gerekti. şimdi bugün feminist hareket halindeki kadınlar iki günde erkek denen sapiens cinsiyetinin değişmesini istiyorlar. Bebeğim 3 milyon yıllık gen bu ya. sizi fena gazladılar. bu erkekler ağaç kovuğundan çıkmadı ya da bu erkekleri, tercihleriniz doğrultusunda siz bir yerden sipariş etmediniz. hani bir malı , ürünü ya da mesela bir mutfak ankestreli mobilya siparişi vermişsiniz. verirken istediğiniz ölçüleri, renkleti, özellikleri söylemişsiniz de bu mobilya takımı evinize geldiğinde istediğiniz gibi olmamıştır ve kızgınlıkla , hayal kırıklığı ile şikayet etmişsiniz, feveran etmişsiniz gibi bir şey bu feministlik. kardeşim mal bu. ve bu defolu mal iki günde tamir olmaz. olmaaaaz. . kadının da defoları var. hatra erkeğin defolarına benzeyen defoları bile var. erkeği erkek olduğu için aşağılamak, lanetlemek; erkekliği küçük düşürmek falan bunlara hiç girmeyeceğim. amerikada erkek öğrencilerini taciz eden kadın ortaokul öğretmenleri modasından bahsetmem aslında yeterli olur. daha çok başka örnekler de çok var.

Küresel Radikal Feminizm’in amacı; bütün dünyada kadınları erkeklere düşman edip, onlardan soğutup kadını kadına ve erkeği de erkeğe, yani lgbt’ye yaklaştırmak ve yapıştırmaktır. Böylece kadın erkek ilişkileri azalacak, flörtler, birliktelikler ya da evliliğe uzanan uzun süreli duygusal ilişkiler sona erecek böylece asıl planlanan; ailenin yok edilmesi, annelik duygusunun elemine edilmesi, kültürün, değerlerin, toplumun yok edilmesi, nüfusun ideal seviyeye çekilmesi, makro özgür tam tüketimci (tam güdümlü, robotik) bireyin ortaya çıkışı. Küreselcilerin diğer bir amacı da aslında erkeği de erkeğe yaklaştırmaktır. Küresel Feminizm projesi, dünyada müthiş bir cinsiyetsizlik projesi ile birlikte paralel uygulanmaktadır. (cinsiyetsizlik projesini ayrı biz yazıyla ele alacağım) Bütün bunların sonucunda, somut ve kesin hakimiyeti sağlamakla birlikte, bütün bunların hepsi (lgbt, cinsiyetsizleştirme,radikal feminizm) nüfusa oran olarak belli bir noktaya geldiğinde ise, nüfus artışını da durdurmuş ve hatta eksi periyoda geçirmiş olacaklar. Cinsiyetsizleştirme Projesi içinde yer alan uygulama alanlarından olan diğer unsurlar ise; de gdo’ lu besinler, ilaçlar, ağrı kesicilerdeki sperm azaltıp testisleri körelten maddeler, yoluyla insan dna sının zamanla bozulup cinsiyet özlelliklerinin köreltilmesi ya da dejenere edilmesidir. Bu daha uzun vadeli bir yöntemdir. tüp bebek kullanımı ve kısırlığın son 30 yılda büyük oranda artış göstermesini de bir kenara koyalım, tabi kanser vakıaları da buna dahil. erkek gibi hisseden kadın , kadın gibi hisseden erkek ya da cinsiyet değiştirme vakıaları da büyük oranda artış gösteriyor.

Kim bilir belki de tutmaz bu. sonunda her şey aslına geri döner çünkü doğadan aldığını sonunda doğa senden geri alır.. ya da sen geri vermeye sonunda mecbur kalır ve aslına dönersin. (yok olmamak için) fakat bütün bu çılgın maceranın sonunda ise çok ağır bedel ödemiş olursun.

Doğayı ve doğal olanı değiştirmeye çalışmak , aslında soğuk bir kıyamettir.

crispr projesi gibi çok kolay suistimal edilecek tehlikeli projeler de masada duruyor.

dünyayı, doğayı, insanı ve her şeyi talan ettik ve değiştiriyoruz. bokumuz kurumadan tanrılığa soyunduk. 13 küsür milyar yıllık evrende 300 bin yılcık canlılarız. daha dün geldik oysa. daha bin yıl önce Avrupa’da yıkanma kültürü yoktu. son 100 yılda ise kendimizi dünyanın ve her şeyin sahibi sanmaya başladık. dünyada açlık, kıtlık, savaşlar, adaletsizlik, sömürü hüküm sürmeye devam ediyor, istersen mars ‘ a git. hiçbir değeri yok . amcık ve çükten başka çok vahim sıkıntılar var dünyada. mesela sadece tek bir örnek verirsem; 1 milyar civarı insan hala açlık sınırında ya da altında yaşıyor. yüzmilyonlarca insan su kaynaklarına uzak durumda. dünya nüfusunun yüzde 4 ünün sermayesi , geri kalan çoğunluğun sermayesine eşit mesela.

Yukarda ifade ettiğim gibi. Eşcinsel, yani doğuştan eşcinsel durumda olan bütün arkadaşların sonuna kadar yanındayım. Küresel Bayraklı Lgbt+….. hareketine karşı ise mesafeliyim.

Antiküresel Algı

Küreselleşme, Batılılaşmanın kitsch ve yoz bütün türevlerinin merkez alındığı ve masum bir kültürel alışverişle alakası olmayan, evrensel bir algı hastalığıdır. Küreselleşme, Homo Neoeconomicus ve pazardır. Küreselleşme, internet ağları ile insanları kıtalar ötesinden birbirine bağlayan, görüştüren ya da ürünleri, fikirleri, kültürleri kaynaştıran masum bir oluşum değildir.

Her yenilik iyi ve ideal değildir. Farklı ve yeni olan her şey modern değildir.  Modern olan nesne ya da suje tamir edici olandır. Yok edici olan bir değişim ya da yenilik çağdaşlık ya da ilericilik demek değildir.  Ancak ideal olan şey yenidir. Güncel olana uyum sağlayan her yeni, konformist ya da pragmatik eklentiler, hakiki olanın ya da ideal olan durumun yerini asla alamaz .

Baskın kültür, baskın medeniyet, baskın fikir hangisi ise kaynaşacak olan da sadece onunkidir. Diğerleri ezilir, kimliksizleşir ve kaybolur.

Küreselleşme ve globalizm, görkemli bir zokadır.  ucunda yem olarak neoliberalizm, post modernizm ve vahşi kapitalizm vardır. seç beğen yut ve yok ol.

#Antiküreselalgı

#antiküreselalgı

Küresel sermayenin bilim çetesi ile yeni model insan ve yeni model yaşam geliyor. Yapay zeka,  Siber Devrim, Metaverse, Transhumanism, Neuralink. ( yarı bio, yarı yapay insan)

yeni model insan.

Küreselleşmenin güzelliklerini, rahatlıklarını, avantajlarını, küresel görüş ve küresel felsefeyi, küreselleşmenin nimetlerini kim sayıyorsa yıllardır onlarla kapıştım her yerde. 

Küreselleşme son 30 yıldır dünya halklarının ve yerel kültürlerin, bütün güzelliklerin, güzel soylu manevi değerlerin, duyguların, renkli, farklı inanış ve fikirlerin yani insana ait ne varsa hepsinin sonunu getirecek olan paradigmanın başlangıcıdır. İnsana dair pek bir şey kalmayacak. Belki de hiçbir şey.

Getirecek demişim, getirdi sayılır zaten.

Amaçlanan şey;  tek tip insan modeli ve tek dünya kültürü ile dünyayı; muhalif algılar , değerler, kutsallığı olan duygular, aile , toplum ve dinler olmadan daha kolay yönetmek ve ürettikleri her şeyi daha da kolay satıp dayatmaktır. Sosyopsikolojik ve Sosyokültürel projelerle birlikte tabi ki ürettikleri teknolojilerle, Kesinleşmiş Somut ve Kalıcı Hakimiyeti kurmuş olacaklardır.

Amaçlanan şey ise ne yazık ki bugün belli oranda başarılmış durumdadır.

#antiküreselcialgı (bkz.Yükseliş ve Ütopya adlı manifesto)

efendi kocasına şiddet uygulayan ya da kendisinden boşandırıp nafaka ya da tazminat için kocasını tahrik eden kadınlar mesela ve vs…ve vs….ve vs…. doğan bebeğini çöpe atan, sevgilisi ile iş tutup kocasını öldüren,/ öldürten , kocasını aldatan, kocasını bankamatik olarak gören, kocasına yalan söyleyen, kocasının haysiyetini ve gururunu inciten, kocası fakirleşince ya da hasta olunca onu terk eden, zengin bir erkeğe aşık numarası çekip onunla evlenen, yani enayi (!) avlayan, kendi çalıştığı yerde patronlarına güler yüz gösterip hatta kahve servisi yapabilen ama akşam eve gidince kocasına surat asan , dır dır edip kapris yapan. bu örnekler bitmez çok uzar.. erkeği iki günde değiştirmeye çalışmak üzgünüm ama büyük saçmalık. her şeyden önce empirik bir önerme ve pozitivist bir yaklaşım değil. reel olan olguyla ve rasyonel bilinç ile hiç alakası yok. mevcut olanla olması gerekenin çatışması ve çelişmesi. ve çok absürd olduğu kadar çok da bencilce. üstelik nafile bir çaba. yüzbinlerce yılda genlerde kodlanmış veriyi ve kendi hayatlarında ruhsal yapılarına işlenmiş güdülenmeleri, şartlanmaları iki günde mi değiştireceksiniz?

yüzbinlerce yıl en vahşi hayvanlarla ve doğa ile mücadele edip ve o en yırtıcı hayvanları avlayarak vahşet içinde hayatta kalmaya çalışırken bir de başka kabilelerin erkek sapiensleri ile savaşıp duran ve ailesini besleyip koruyup türün devamını sağlayan erkek soyu, bugün hala hobi olarak dünyanın her yerinde avcılık sporuna devam ediyor, neden acaba? ve bu büyük bir sektör durumunda oldu dünyada her zaman.

burdaki iki gün bir sembol. lafın gelişi tabiki. bu feminist kadınlar hayat boyu uğraşsalar da ne erkek cinsindeki marazlar ne de kendi cinslerindeki marazlar kaybolmayacak.. yani yine binlerce yıl gerek bunun için. ha kuşaklar boyu sürecek bir eğitimle biraz bilinç verirsin hepsi bu . önemli olan erkeğin marazlı yapısını kabul edip ona göre davranmak. ona göre itina ve imtina etmek, tam tersi tahrik etmemek. mesela kadının kaprisi ve dırdırı da erkek cinsine karşı yapılan psikolojik bir şiddet değil midir? gurur ve haysiyet kırmayı söylemiyorum bile. her iki cins de birbirlerinin marazlarını bilip kabul edip bu bilincin vereceği risk alma ve bile bile lades parantezinde olan durumları her zaman göz önünde bulundurup buna göre daha incelikli, temkinli ve olgun davranış göstermelidir. böylece bu marazlar derinde durur ve ortaya çıkmaz. mesela aldatmanın a sının aklında olmadığı bir adama uzun bir zaman şüpheli gözler ve sözlerle yaklaşırsanız o adam sizi aldatacaktır. hatta bazı erkeklerde bunu yine öyle haksız yere bir kere bile ima etmeniz bile yeterli olacaktır. ayrıca zaten güvensizlik güvensizlik doğurur. aldatmanın çokça sebebi var.


dırdır deyince rahmetli dedem , rahmetli anneannemin doktora seviyesindeki dırdırlarına karşı belli bir süre geçince en sonunda sesini bir kere yükseltirdi ve anneannem haddini bilip susar ve hemen bir okul öncesi eğitim seviyesine düşerdi dırdırda. anneannem nerede susacağını bilmeseydi, susmasaydı ellli yıl evli kalamazlardı. tır şoförü dedem ise ne çocuklarına ve ne eşine bir fiske vurmamış.
avcı toplayıcı çağlarda avı erkek yapardı. sanırım biraz şiddete eğilimi olması pek tuhaf değil. yani bu onun doğasında var. içerde bir yerlerde duruyor. kiminde çok içerde kiminde az içerde. önemli olan bunu ortaya çıkaracak hareketlerden kaçınmak . ha bir de erkekler çocukluğunda babadan şiddet görüyor. yüzdelersek bu oran yüksek çıkar bundan eminim,

radikallere saygılarımla (!)

K.Çağlar Aksu


İ N İ S İ Y A S Y O N sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Posted in ,

İçinde Kalmasın

İ N İ S İ Y A S Y O N sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

İ N İ S İ Y A S Y O N sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin