Hayat, içine atıldığımız bayık bir kuyudan başka bir şey değil özellikle bu çağda. Geldiğimiz noktayı baz alırsak ve tüm insanlığı tek bir insan gibi düşünürsek, 12.000 yıldır insanoğlu, bütün bu çarpıcı tantanaya rağmen bu kuyuyu pek dolduramadı. Doldurabilecek gibi de görünmüyor. Çünkü her insan içinde bir kuyuyla buraya atılmış zaten. Kuyu içinde kuyularız hepimiz. bu yüzden birbirimizi ve dünyayı yok etmeyelim yeter diyorum bazen.

Eskiden hiç böyle demezdim. Yirmili yaşlarımda daha optimist yaklaşırdım. İnsanın bulabildiğim birkaç kırık dökük iyi noktasını baz alırdım her şeyde. Hep iyiye yakın yerlerini görürdüm. Bir gün her şey güzel olacak derdim. Hatta kendi içimde ütopyalar üretirdim. (hala üretiyorum) 🙂 Devamında da Thomas More’u okumuştum. Yaş biraz ilerleyince realizmin, rasyonal bakışın ve natüralizmin siyah camlı gözlüklerini takmaya başlıyorsun. Romantizm erimeye başlıyor. Fakat ilginçtir nihilist ya da materyalist olamadım. Bir dönem bunları da araştırıp hak vermeye çalışmama rağmen. Olmadım. İlginç çünkü bu pesimist ve gerçekçi bilinç içinde olmama rağmen hala spiritüelistim. İnsanın doğayla birlikte hareket etmesi gerektiği, doğanın bir parçası olduğunu hatırlaması, bireyin yazılı entelektüel külliyat dışında özgür düşünmeye çalışıp transandantal ve dingin, duru ve her şeyi unutmuş bir bilinçle kendi içine dönmesi, merak ve hayretle, safça , çocukça, otodidaktik ve durugörü ile yaşaması. var olan kurumsal yaşayışın ve küresel davranışın; bireyin kendi içindeki iyiliği fark etmesine ve ona dönmesine mâni olduğu gerçeğine inanması, doğayla ve kendi fıtratıyla tam uyum içinde olan insanın Tanrısallaşabileceği gibi bütün bu hususlar bağlamında bir Transandantalistim diyebilirim.

Mamafih bunun tasavvuf ya da vahdet-i vücutla pek ilgisi yok. İnsanın ideal potansiyellerinin ve olgunluk durumlarının ortaya çıkıp çoğalmasıyla ilgili bu. İyi ve faydalı bir insan olmak için oralara çıkmak da şart değil artık. Böylesi bir karanlık çağda azcık aydınlanan insan, “ideal iyi” insan olur zaten. Konuya dönersek evet, pesimist ve realist, hatta pozitivist ve rasyonalist olmama rağmen bir mistiğim. Demek ki  böyle de olabiliyor. Dünyada tabi binlerce örneği de vardır ama biraz ilginç ve biraz marjinal buluyorum bunu. İnsan ruhundan ve kendi ruhundan çok bişey beklemeyen bir ruhçu. Empirik ve septik olmama rağmen, pozitivist düşünceye büyük önem vermeme rağmen bir mistiğim. Çünkü insanın kendi aklıyla ve sınırlı algısıyla ürettiği ya da sahip olduğu rasyonalite dışında, evrenin ve varlığın da kendi içinde saklı, kendine ait ayrı bir rasyonalitesi olduğuna inanıyorum.

İnsanoğlu ürettiği bilim mekanizmasıyla varlıktaki olayların, olguların, yapıların sadece “nedenini” “nasılını” öğrenecek. Niyesini ve niçinini öğrenemeyecek. Varlık neden var? İşte şöyle oldu big bang oldu kıl oldu yün oldu diye nedenini açıklar sana. Peki varlık niye var ? Su niye böyle ya da su niye var? Ateş niye mavi değil? dünya niye yuvarlak ve niye sola dönmüyor? örnekler milyarları geçer. bu niye ve niçin soruları hard sorular. yani niye bir şeyler var? ve başka biçimde değil de niye böyleler? Bunları dini argüman olmadan cevaplamak çok zor ve hatta imkansız. bilim ne kadar ilerlerse ilerlesin. yukarda anlattım. evrenin kendi gerçekliği ve bizim kendi gerçekliğimiz meselesi. İnsanoğlunun birgün bunları cevaplaması hepten imkansız değil; Kendi içine, özüne ve doğaya dönerse, bunu da elindeki bilimle birleştirirse bir şeyler yakalar.

Cuzi gerçeklik bize ait, bizim ürettiğimiz bir gerçekliktir ve bunun haricinde bir de külli gerçeklik vardır. Şeyin bize görüneni ile aynı şeyin kendisi , aslı, özü farklı olabilir. Burdaki şeyi , varlık olarak da ele alabiliriz. Günümüzde mesela “holografik evren” teorisi gibi teoriler de var modern astronomide. İşte tam burda metafizik, mistizm, devreye giriyor. Çocukluğumdan beri böyleyim. Modern zamanların tuhaf sonuçlarından biriyim. Kimbilir belki de insan ruhunun bir yerlerinde hala, dünyaya yeni bir güneş yapacak ışıklar saklıdır ve bir gün herkesten çıkar,  saçılır ve birleşip yeni bir güneş olurlar bu karanlığa. Belki. Belki de bunu çok içten içe her zaman hissettiğim ve hala hissettiğim için, asla hiçbir zaman bir nihilist ve materyalist olmadım. Yoksa çoktan her şeye ve Tanrıya olan inancıma elveda demiştim. Çünkü bu hayat gerçekten bir kuyu. Her insanın içinde de kuyular var. Kiminin kuyusu derin, kiminin sığ. Bu bahsettiğim ilk gençlik yıllarımdan kalma his ise bende yerleşmiş olmalı. Bu yaştan sonra da yiteceğini sanmam. Şiire başlamamda da bu hissin etkisi çoktur. Ben ise kendi kuyumu ve hayatın kuyusunu, ikinci şiir kitabım olan “Kuyudan Ağıtlar” kitabında şiir olarak yazmaya çalıştım.

İlgili olanlar internet üzerinden online satın alabilir.

Sevgi ve saygılarımla,

Kâmil Çağlar 


İ N İ S İ Y A S Y O N sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Posted in

İçinde Kalmasın

İ N İ S İ Y A S Y O N sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

İ N İ S İ Y A S Y O N sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin