Herkes şiir yazmasın. Bir şiiri gerçekten, gerçek anlamda okuyabilmek de en az şiir yazmak kadar önemlidir. Bu kadar şair olur mu arkadaş nerde görülmüş? Şiirin özerk ve üstün, hatta marjinal bir konumu vardı. Malesef yerle yeksan oldu. Bunda, ücretle patır patır ve kalite gözetmeden herkese kitap basan yayınevlerinin ve ahbap çavuş dergilerinin rolü büyüktür. Şiir yazmak ya da şair olmak kolay mı ya?  Şiir olmadan şiir yazmak; cin olmadan adam çarpmaya çalışmak kadar beyhude. Bana diyorlar ki ne güzel işte bırak insanlar şiir yazıyor, anlamlı bir şeyle uğraşıyor, toplum şiire ve sanata ilgi gösteriyor. Tamam da şiir ne olacak peki? Şairlik kurumu ve şiir kurumu. Bunların hal-i pür melali, geleceği, ideal işlevi, ideal konumu. Bunlar ne olacak? Şiir dildir. Bir dil, şiirinin kalitesi ölçüsünde varlığını korur. Bir dil, şiirinden belli olur. Bir kültür , bir toplum, bir gelenek; şiirinden belli olur. Şiirin ideal konumu, dili korumak ve koruyarak geliştirmektir. Bir şiir, dili ve kültürü yozlaştırıyorsa, ya da basitleştiriyorsa büyük sıkıntı var demektir. Neyse bu yazıya bu konular fazla gelir şu an. poetik algı, bir milletin ethos, pathos ve logos’u nu şekillendiren yegane unsurdur. poetik algı; geniş bir tabanda ama dağınık, işlevsiz, kalitesiz, etkisiz olduğunda o milletin her alanda yozlaşması kaçınılmaz bir sonuçtur.

İnsan önce kendisi şiir olmalı. ne demek bu? aşağıda son bölümde açıklıyorum biraz. Şair olunmaz. Şair doğulur. Bazı ruhlar şair doğar. Bir müzik ve bir şiir kulağıyla doğarlar. Şiir yazmak özel bir yetenek ve özel bir vergi ister. bu da ancak doğuştan gelir. şair olmak çalışma ile edinilecek bir yetenek değildir. gerçek anlamda şairlik bir kaderdir. bazen geç, bazen erken. bu kadar o kişiyi mutlaka gelip bulur. Şiir bir çalışma işidir, gerçekten çalışınca herkes şair olabilir zihniyetinin şiirimizi getirdiği yeri işte görüyoruz. ben sonuca bakarım arkadaş. Sonuç ne ? Ne oldu peki? Gelinen noktada, eğer varsa ; günümüz Türk Şiiri ne durumda ? Bu konuları uzun uzun yazdım Eliz Dergisi’nde. (bu sitede -ana menüde-poetikam sekmesinde bulabilirler.) Bu paradigmanın getirdiği sonuç ortadadır. Herkese şiir yazdırdılar ne oldu? Millet şiirden de şairden de bıktı artık. ben halkta bunu çok iyi gözlemledim. hem şair ucuzladı, hem de şiir ayağa düştü . Millet derken; şiir seven, önüne geldikçe , buldukça okuyan kitle ve şiir kitabı arayıp gidip alan, dergi de alan kitle. Çok şair var kum gibi diyenleri de duydum, ortada şiir yok diyenleri de duydu bu kulaklar. Burada yıllardır şiirin içinde olup emek veren, yazan çizen , dergilerde görünen ve şiiri anlamaya emek veren insanlardan bahsetmiyorum.

kardeşim bazı odaklar millete verdi gazı. kendi köşesinde sessizce ve iddasız karalayıp yazdıklarının asla şiir olmadığını bilen insanlara gazı verip onları şair yaptılar. böylece 2-3 ayda bir şiir kitabı ve dergi alan insan da artık almaz oldu. niye alsın ki (onun gözünden) onun da artık bir şiir kitabı vardı, şiirleri dergide bile çıkmıştı. artık şairdi. niye gidip para verip başka şair ya da dergi alsındı. böyle binlercesi gitti. Heba ettiler her şeyi. 50 lerde, 60 larda, 70 lerde bir şiir kitabının basılması uzun,özenli ve incelikli bir teraneydi. ücretli zaten basılmazdı. ve 22′ lerinde genç bir şairin kitabı bir yılda tükenirdi. 2000 adetlerde basıldığı halde. yani yazan 1000 kişi ise okuyan 100.000 di. (misal) şimdi ise yazan 100.000 , okuyan 1000.

Konuya dönersem, şiir bu, sözün mücizesi. Şairliğe ise ömür yetmez. Bir kaç ömür , birkaç hayat birden lazım. somut anlamda olmasa bile, soyut anlamda şair kendi içinde dünyalar ve hayatlar taşır. Bunun haricinde somut olarak da yoğun bir yaşanmışlık, görülmüşlük, savaş ve çile gerekir. Hayatla hesaplaşamayan ruhlar şiir yazmasın. Şairlik acılı bir süreçtir. Acısı olmayan , derdi olmayan, hatta ütopyası olmayan şiir yazmasın kardeşim. Gerçek şiir öldürücüdür. Gerçek şairler de fazla uzun yaşayamazlar zaten. cesetleri hep yakışıklıdır. Bir şekilde yaşayanlar ise erkenden yaşlanırlar. bedenleri, organları çoktan yaşlanmıştır. Şairler kahır ve elem koleksiyonerleridir. Paha biçilmez acıları vardır. bunlar şiire dönüşür ve onlara da paha biçemez zaman. yani yaşamadan, görmeden, gözlem yapmadan, dinlemeden, hissetmeden, insan üstü bir hassasiyet taşımadan yazılan şeyler şiir olmaz. niteliksiz düşünce ve duygu dökümü olur. Sıradan ve vasat hayatlar yaşamış ve sürdüren insanlar şiir yazmasın. Hatta ölmen gerekir. Bedenen değilse de ruhen, aklen, fıtraten ölmen gerekir. Delirmen gerekir. Delirirsin ama öyle delirirsin ki bunu kimse fark etmez. Ya da gerçekten delirirsin. gider bir yerde yatar çıkarsın. Çökmen ve bir süpernova gibi dağılıp un ufak olman gerekir. Önce şiddetle paramparça olup dağılman, sonra bütün parçaları toplayıp birleştirip yeniden bir bütün olman gerekir. hayatın bunu yapmakla geçecektir. çünkü her şiir yazığında böyle olursun. bunu yaparsın. Bir şiir düşürmen için doğuştan -düşmüş- olman gerekir. Sözcükleri yan yana , alt alta koymak şiire yetseydi, delirmeden ölmeden yanmadan acı çekmeden şiir yazılabilseydi ve hayatın boyunca evlilik, çocuk, ev , araba, yazlık, mutluluk, rahatlık, hatta lüks peşinde koşarak şiir yazılabilseydi, ortada 6000 yıldır şiir diye bir şey hiç var olmazdı zaten. Ben mesela şiiri bir dönem üç yıl bıraktım. Üstelik verim olarak çok da iyi bir dönemimdi. Umarım birçokları için azcık da olsa bir örnek olurum. Şiirin talebi üç ise, arzı üçbin bu ülkede. Bu nasıl bir fecaat? Yazarlık atölyelerinin de etkisi oldu sanırım bunda. Şair ünvanı alıyorlar ya bir de, içler acısı. Novalis’i sorsan ilaç markası sanar. Hafız’dan , Şeyh Galip’ ten sıkılır hatta bilmez bile. Zahar. Nazım’ı okur yarım yamalak. Can Yücel. Evinde toplasan 50 şiir kitabı yoktur okuduğu. Şöyle sağlam tanıdığı üç şair ve şiiri bile yoktur. Her şey önce estetik algısı bile yoktur.

Müzik kulağı gibi şiirin de bir şiir kulağı vardır. önce duymak, hissetmek ve sonra bunu, önce müzik kulağından sonra da şiir kulağından geçirerek şiir olarak yansıtmak. Cemal, Turgut , Orhan der, ve yeter bu. Şair olmak için.  Ne dilden, ne dil estetiğinden , ne kendi dilinden, ne ülkede ne de dünyada şiirin ontolojik ve evrimsel süreçlerinden, ne semantik, ne semiyoloji, ne yapı , ne de imgede bir yetkinliği vardır aslında. Öğrendiği bir yerli/yabancı poetika da yoktur. Birçokları hatta pek çokları da biraz bir şeyler bilir ama onlar da ilhamdan, ruhtan, incelik ve dehadan doğuştan yoksun oldukları için zorlamaktadırlar. Zorla güzellik olmaz. sözün başında belirttim. İyi bir şiir okuru olmak ve bir şiiri gerçekten okuyabilmek çok üstün bir yeti ister. Okur ol, eleştirmen ol, yayıncı ol, dergici ol ama sen de yazma be kardeşim. Batı’da böyle değil bu iş. herkes yerini biliyor. bu yüzden işte bizde eleştirmen çok çok az. mumla arıyoruz. Şii yazan çok fazla lakin okuyan az. Bir toplum kendi şiirine ancak bu kadar ve ancak bu şekilde zarar verebilirdi. bir toplum şairlik kurumunu ancak böyle yıkabilirdi. Gauguin’den , Velázquez’den bir tablo göstersen bilemez, Beethoven – 9 ‘u dinletsen bilemez, Musa heykelini sorsan ; vay be bunu kim yapmış der. ve Şair olmuş haspam. Bir hastane yüzü bile ya da gerçek bir keder görmemiş, hatta eli sıcak sudan soğuğa geçmemiş, hiçlik, yalnızlık, bırakılmışlık, hezimet, nedamet, tükeniş, derin travma ya da derin bir yarası olmamış, yaşanmışlık yok, kısacası arkadaş; hayatın sillesini yemeyen şair olmuş hasbam. Feleğin çemberlerini saymadan şiir yazmasın kimse. parasını veren şair oluyor. yeni yetmeler için üzülüyorum. ortada savrulan şeyi şiir sanmazlar umarım. kendi özel alanında herkes her şey yazabilir ama kardeşim bir de bunu para verip yayınlatma! Dergici dergiye koyar , kitapçı kitap basar. nereye varacak bu durum? varacağı yere vardı zaten. ne şiirin ne şairin itibarı kaldı. Kendi aralarında ödül tertip edip verirler, imza günleri, vs… Fildişi kule yıkılmışsa; herkesin dişi olursa, un ufak olur her şey. Bilen de çiğner, bilmeyen de, bilen de koparır bilmeyen de, bilen de yutar bilmeyen de.

Kalem ehli sefalet dolu bir seçkinler sınıfıdır. Onlar hem sefil hem de kraldırlar. Hem viran hem de tamamdırlar.

Sözün yükseğindendi şiir
İlhamın çatısından intihardı

Kanadın yoksa yaralı
ne kadar da olsan paralı ve nâralı;

sesin çok çıkar evet,

ama şiir ucuzlar.

Kâmil Çağlar 


İ N İ S İ Y A S Y O N sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Posted in

İçinde Kalmasın

İ N İ S İ Y A S Y O N sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

İ N İ S İ Y A S Y O N sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin