Sadece bir organdı. Primat beyniydi. inek beyni, köpek beyni gibi, at beyni gibi sıradan  bir organdı . zaman geçtikçe bilinç ve akıl kazandı. evrenin içinde oluşan minicik bir şey, İnsan beyni. evrenin nasıllığı ve nedenselliği hakkında bazı önemli şeyleri çözdü. Bu tıpkı şuna benziyor; bir insan vücuduna evren dersek; o vücuttaki minicik bir organ, atıyorum burnumuz ya da bu tek bir hücre olsun mesela; işte kendi kendine akıl ve bilinç kazanıp hem kendisinin hem de tüm vücudun (evrenin) nasıl oluştuğunu ve bunların işleyişi/unsurları hakkında bir şeyleri çözmüş olsun. Beyin ve bilinç, evrenin yegane anlamlı sonucu ve gözlemlenebilir somut sürecidir.  Felsefi metafizik düzlemde;  seküler bakış, rasyonel duyuş ve bilimsel duruşla bunun üzerine tezler yazılmalıdır.   bir başak tanesi sonsuz bir tarlada kendi farkına varıp tarlayı keşfediyor..

Evren, insan beyni sayesinde konuştu, şarkı söyledi, şiir söyledi. Müzik yaptı. kırkıncı senfoniyi yaptı, dokuzuncu senfoniyi, carmina burana’yı, ay ışığı sonatını yaptı. daha nice inanılmaz sanat eserleri yaptı evren. inanışlar, düşünüşler, değerler, dinler ve gelenekler üretti. insan beyni neyi ne kadar biliyorsa evren de onu o kadar biliyor. evren de bir mahluk, insan da bir mahluk. Protagoras,, her şeyin ölçüsü insandır , demedi mi? ben de nacizane ; evrenin ölçüsü insandır diyorum. bu sitedeki ya da blogdaki sayfalardan biri olan -yokoluşçuluk- adlı makalemde değindiğim gibi;

***

” bizim evren sandığımız şey aslında bir tabudur. bizim varlık dediğimiz şey bir klişedir. her şey ama her şey büyük patlamadan beri hala var olmaya çalışmaktadır..var olma sürecindedir. henüz hiçbir şey var olmamıştır. Henüz hiçbir şey var değilse henüz hiçbir fikir de var olmamıştır. Bilim , mantık , felsefe ,vs…bütün bunlar kendi rasyonalitesi içindeki bir takım gerçekliklerdir. Daha dün var olmuş oluşum halindeki bir yarı bilinç (insan) ancak kendi koşulları ve imkanları dahilinde bazı fikirler üretmektedir. Oysa her şey değişip dönüşürken hangi fikir sabit ve mutlak kalabilir? Sürekli değişen bir akıştır var oluş. hal böyleyken var oluşun hakikatinden bahsetmek olanaksızdır.

var oluşun hakikatinden değil de belki bu sürekli değişimin ve hareketin, devinimin mahiyetinden, niteliklerinden, doğasından bahsedebiliriz. bu devinişin doğası tamamen çözülürse, bu akışın paradigması ve asıl amacı da çözülebilir. o zaman var oluşun hakikatine doğru ciddi bir adım atılmış olunur. Evrende hiçbir şey sabit değil. böyle olunca hiçbir fikrin de bir sabitesi kalmıyor. fikirler değersizdir demek değil bu. fikir fikri doğurur..bu böyle gider. ve bir gün belki de en hakiki fikre ulaşırız. fikirsizlik durmak ve ölmektir. yok olmaktır. “

yani demem o ki, evren de ve beyin de hala var oluş sürecindeler. evren ne kadar değişip dönüşürse insan beyni de o kadar değişip dönüşecek. (ve diğer canlılar) evren, kendini bilip görsün diye ve kendine anlamlar katsın ve kendine değer versin diye, insan beynini üretti. (seküler anlamda) Evren kendisine bir anlam ve değer katmış oldu. İnsan beynini de evreni de tabi ki aşkın bir yaratıcı var etti. o her şeyi yaratıp, planladı ve programladı. evren denen mekanizmayı, aşkın bir mühendistlikle bir kader (ölçü) üzerinde tasarlayıp kurdu ve başlattı. Tanrı, evreni ta en baştan, belli bir zamandan sonra kendi içinden insan beynini oluşturacak şekilde tasarlamıştı. ve big bang’ten 13.5 küsür milyar yıl sonra(bize göre), Tanrının sünnetullahı olan, yani Tanrının, evrenin içinde işleme koyduğu evrim süreçlerinde, insan beyni oluştu. ve hala oluşuyor. evren de hala oluşuyor.

evrenimiz henüz genç , insan beyni de henüz çok genç. diğer bütün yaratılan şeyler gibi evren de bir Tanrısal Alan’dır. Tanrısal alan ihsan, ilham ve irfan içerir. Tanrının ilhamı, tanrısal ve derin bir alan olan evrenden insan beynine ulaşır. insan beyni Tanrının eseri olan evreni inceleyip anladıkça Tanrıyı’da bir nebze anlamış olur. dünyamızda da sanatçıların doğası, yapısı, nitelikleri, neliği, hatta kimlikleri eserlerinden anlaşılır. Tabi Tanrının tanınması ise o kadar kolay değildir ve olmayacaktır. Tıpkı evrenin tanınması gibi. Bilginin hakikatinden, hakikat bilgisinden yani hikmetten bahsediyorum.

insan beyni henüz çok gençtir, emekleme aşamasındadır. henüz 300 bin yıl önce oluşmuştur. uzay zaman boyutlarında bu çok küçük bir değerdir. beynimizin önünde daha gideceği çok yol ve aşacağı çok engel vardır. Tanrı insan beynine ipotek koymamıştır. Kuran ı Kerim’de gökyüzünü ve doğayı gözlemleyip Allah’ın ayetlerini görmemiz gerektiği yazar. Evren ve beyin, Allah’ın derin ve çok sırlı ayetlerinden ikisidir.. Bunları okumaya çalışmanın , anlamaya çalışmanın yasaklanacağı bir dine iman etmedim ve etmem. Bunları okuyup anladıkça da Tanrı pozisyonuna girip haddi aşarak yanlış şeyler üretmek, tehlikeli işler yapmak ise ayrı bir gaflettir. post modern dünyada ve onun öncesi modern dünyada bunun örneklerini gördük ve görüyoruz. insan beyninin ve bilincinin sırları ne kadar çözülürse, evrenin sırları da o kadar çözülebilecek. İnsanoğlu Tanrı ve Evren’i tanıdıkça kendisiyle de tanışmaya başlayacaktır.

insan iradesi ve nefsi içinde beyin insana; ya bir lanet olacak ya da bir rahmet.

fakat ben henüz dünyadaki gidişatın, birinciden yana gittiğini ürkerek gözlemliyorum.

selamlarımla

Kâmil Çağlar Aksu


İ N İ S İ Y A S Y O N sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Posted in ,

İçinde Kalmasın

İ N İ S İ Y A S Y O N sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

İ N İ S İ Y A S Y O N sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin