Soru: Neden Şiddet Var ? Çok Mu Gerekliydi? Ya Da Şiddetin Kendi Şiddeti Daha Az Olamaz Mıydı? Tanrı Kötülüğü Neden Yarattı ve Neden İzin Veriyor?
Evet, bu imtihan ya da tekamül, şiddet (kötülük) olmadan da yapılamaz mıydı? Çocuklar işkence edilip öldürülüyor mesela. Bir çocuk o acıyı çektikten sonra ölüyorsa gerisi boş deniyor. Tanrı bu çocukların çığlıklarını ve acısını duymuyor mu deniyor mesela.
Vereceğim cevabı maddeler halinde vermeye çalışacağım;
1-Her şeyin ancak kendi zıddıyla var olabilmesi. (dualizm) . irade seçim yapmaktır. her şey aynı olsaydı, hiçbir şeyin zıddı olmasaydı seçim yapılacak bir şey de olmazdı. her şey ya hepten iyi, ya da tamamen kötü, ya hepten çirkin ya da hepten güzel, ya hepten doğru ya da hepten yanlış olurdu. böylece irade de anlamsızlaşırdı. seçim yapılacak bir şey kalmazdı. aslında hiçbir şey kalmazdı. bütün kavramlar sıfırlanır ve anlamsızlaşıp yok olurlardı. herkes kötü olsaydı; kötü de kalmazdı, iyi de. bu örneği her şeye uygulayabiliriz. işte diğer bütün kavramlar gibi irade kavramı da epistemolojik, ontolojik, işlevsel hükmünü kaybeder, kavram olarak sıfırlanırdı.
2-İnsanın yaratılması. İnsanın yaratılması otomatik olarak onu hemen sorumlu tuttu.
3-İnsanoğluna çok büyük bir hak ve çok önemli bir ayrıcalık olarak akıl ve özgür irade verilmiş olması. Bu yüzden de tekamül, sorumluluk, ödül ve cezanın yani imtihanın otomatik olarak devreye girmesi.
4-Yani Allah(CC) bir akvaryum içinde izlemek için süs balıkları yaratmadı. Bütün yarattıklarından üstün tutarak akıl ve özgür irade bahşettiği bir yarı tanrı yarattı. İnsanın akvaryumda başı boş gezen bir süs balığı gibi amaçsız, mesuliyetsiz, suçlamasız, yargısız, ödülsüz, cezasız, sorgusuz bırakılmış olması mantık süreçleri içinde imkansızdır. Bütün öğretilerde, bütün dinlerde ve tabi antik ya da modern bütün hukuklarda insan sorumlu ve mesüldür. Mesul olması için seçim yapabilmesi (özgür irade), seçim yapabilmesi için; kavramların karşıtlıklı ve dualist olmasının yanında insanın da irade ve akıl sahibi olması gerekmektedir. İnsanın , tekrar ediyorum ; bir yarı tanrı olan insanın, yaratılmış olması; onu üstün ve mesul tutmaya mantıksal ve rasyonel süreçlerde mahkum kılar.
Mesuliyet ve İmtihanın sebebi ya da kötülüğün neden var olduğu (şiddetin) anlaşıldıysa, şimdi bu şiddetin ölçüsünün neden sınırsız bırakıldığına geçebiliriz, bunu da kendimce maddeler halinde açıklamaya çalışacağım:
1-Öncelikle şunun netleşmesinde fayda var: Rabbimiz bütün evreni şiddetten yarattı. Yani sadece biz değil; bütün evren, bütün varlık, bütün canlılar ve bütün doğa , hepsi zaten şiddet içeriyor. Yani insana özgü bir şey değil bu. Sadistçe özellikle bize konmuş ve diğer unsurlarda olmayan bir şey değil. Rab insanoğlunu , diğer bütün canlılar gibi bu dünyadan kotardı. Paleontoloji , Arkeoloji, Biyoloji, evrimsel biyoloji, antropoloji, genetik bilimi, öğretiler, kadim dinler, ezoterizm, kadim kültürler (sümerler) ve dinler insanın bu dünyada , burada var olduğunu , burada yaratıldığını (kademeler, safhalar ve türler halinde) kanıtlamıştır. Kanıtlamıştır dedim çünkü topraktan yaratılış miti ve Kuran’da yer alan nas ile bilimsel gerçekler çelişmez. Balçık, toprak ya da cıvık bir karışım içinde ilk tek hücreliler ya da ilk amino asitler, proteinler var oldu. İşte insan bu dünyada var olarak aynı zamanda dünyanın, doğanın ve evrenin bir parçası oldu. Hal böyleyken dünya, doğa ve evren şiddet içerikli olduğundan insanoğlu da şiddet içerikli halde var oldu.
2-Kuran-ı Kerim’de binlerce alemden bahsedilir. Kimbilir belki de rabbimiz başka evrenler de yarattı. hatta binlerce. Bilim de uzun süredir bunu dillendiriyor artık. Çoklu evren teorisi. evet. şunu demek istiyorum eğer durum böyleyse, rabbimiz her alemi farklı bir özellik ya da farklı bir temelde yaratmış olabilir. Bu alem yani bu evren, şiddet temelli yaratıldı. Başka evrenler başka temelde yaratılmış olmalı. Allah gibi bir varlığın ben tek bir evren yaratmış olacağını düşünmekte biraz çekimser kalabiliyorum. Aynı şekilde yine her şeye kadir rabbimiz, eğer böyle uygun gördüyse, yarattığı bütün evrenleri aynı şekilde ve aynı temelde mi yaratırdı? Dünya da tek bir canlı türü mü var? uzayda tek bir yıldız türü mü var? Gezegenler, kara delikler, süpernovalar, galaksiler ,vs…tek tür mü? Dünyadaki iklimler, canlılar, coğrafya, diller, ırklar, kültürler tek tip mi? Rabbimiz yaratmayı çok seviyor. Amenna. Çeşit çeşit ve renk renk. Dinozorların hikmeti neydi mesela? neye yaradılar? olmasaydılar ne olurdu? Bugün kuşlar falan olmazdı. hepsi bu. Belki petrol de biraz az olurdu. Bu kadar. Bu da bir gayb bilgisi. yani dinozorlar neden var oldu sorusunun cevabı. ama ben bunun Rabbimizin yaratmayı, can vermeyi çok sevmesine bağlıyorum. Bu mümkündür ve kimse de hayır asla böyle bir şey yoktur diyemez. Allah bilir. Gayb ondadır. Rabbimizin insandan başka irade sahibi, akıl sahibi ve mesül bir varlık yaratmamış olacağını kesin bir dille kim söyleyebilir. Bu bir gayb bilgisidir. Gayb ise Kuran’da verilmemiştir. Kuran bu evrendeki insanlara inmiştir. çünkü bu evrenin mesulü ve irade sahibi canlısı insandır. Rabbimiz yarattığı binlerce alem içinde bizim evrenimizi şiddet içerikli olarak yaratmayı uygun gördü ve öyle murad etti. Başka evrenlere de yine onların kendi türlerinden uyarıcılar, peygamberler, kitaplar ya da mesajlar göndermiş olmalı. onların da peki ala kendi cennetleri, kendi cehennemleri yani kendi ödül ceza sistemleri olabilir.olmalıdır. çünkü onlar da bizler gibi akıl ve özgür irade sahibi. Rabbimiz kuran’da tövbe neuzubillah : ” ben alemler içinde bir halife yaratacağım” demiyor. “ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” diyor. peki yeryüzümüz olan dünya nerede? bu evrende. yani insanoğlu bu evrene, bizim kendi evrenimize halife olarak yaratılmıştır. Onun kitabı ise Kuran-ı Kerimdir. İnsan küçük bir alem, alem ise büyük bir insandır. Bu evrenin mesulü bizleriz. evren demek insan demek, insan demek de evren demek.
3- Şiiddet temelli yaratılan bir tekamül evreninde ve bunun içinde yer alan dünyada, mesul olan insanın özgür bırakılması, yani içindeki kötülük ve şiddet potansiyelini kullanmakta sınırsız bırakılması, kan dökmesi, vahşetler işlemesi kaçınılmaz bir sonuçtur. yani bu kadar şiddete ne gerek vardı ? kötülüğün, kötü olanın, tekamül edemeyenin, suçlunun, sorumsuzun, mesul olmaktan kaçanın ortaya çıkması için kan dökülmesine ve vahşetlere gerek var mıydı? Bu evrende bir insanın mesuliyetten kaçmış olması için, kötülük yapabilmesi için, öldürmesine ya da vahşet uygulamasına çok gerek var mıydı? yani bu duygular ve davranışlar onun kendi aklında, genlerinde, dürtülerinde hiç yer almayabilirdi. kötünün, kötülüğün ortaya çıkması, ayıt edilmesi ve yargılanması için bütün buna ne gerek vardı? Bir insana sadece bir tokat atmak, o insanı öldürmek kadar günah bir ölçüyle tokat atanın yargılanmasına yetebilirdi. yani böyle bir nizam ve yaşayış da olabilirdi. Bir insanın yüzüne tükürmek o insana tecavüz edip öldürmekle eş değer olabilirdi. ve insan yüzüne tükürmek, tüküren kişiye çok şehvetli bir zevk verebilirdi. yani insana niye tecavüz ediliyorsa o sistemde ve o hayatta bir insanın yüzüne tükürmek de aynı işleve, duruma ve niteliğe sahip olabilirdi. Bu dünyada yine o paradigmaya uygun ağır bir ceza alır ya da hapse girerdi. Öteki tarafta ise yine cehenneme girerdi. yani şu an sesli düşünüyorum. öldürmek düşüncesi ve güdüsü çok mu gerekliydi? Bizlere bir insanı öldürüp onu yok edecek ya da akla hayale gelmeyecek mezalimler yaptıracak bir akıl değil de; başka bir akıl da bahşedilebilirdi. Yani imtihansa, yargıysa, mesuliyetse, tekamülse bu başka bir sistem ve başka bir düzlemde de gerçekleşebilirdi. Bir insanın en kötü, en vicdansız, en zalim ve tabi en günahkar olarak addedilebilmesi için bu kadar şiddete gerek var mıydı? Vardı:
a. Saf iyiliğin ortaya çıkması için, insanı ahsen-i takvim yaparak meleklerden de üstün konuma getiren saf iyiliğin ortaya çıkması için; genel geçer karşıtlık ilkesi ve dualist düzlem gereği saf kötülüğün de var olması kaçınılmazdır.
b. Şimdi bu kötülük ve iyiliğe matematiksel dereceler koyalım. Dünyadaki mevcut kötülük derecesine 100 diyelim, iyilik derecesine de 100 diyelim. Bu dereceler en baştan beri 30 olsaydı peki insanoğlunun imtihanı ve tekamül süreci ne şekilde gerçekçi ve hangi mantıkta mutlak kalabilirdi? fazla kötülük yapmayı akıl edemeyen , ya da fazla iyilik yapmayı akıl edemeyen varlıklar olurduk. İrademiz sınırlı olurdu. Hayat sınırlı olurdu. Belki de bir hayat olmazdı Hayat , duygular, seçenekler, başarılar, hezimetler,.umutlar, hayaller, pişmanlıklar, dualar, değerler, sabırlar, erdemler, ferasetler, faziletler, dostluklar, sevgiler, nefretler, vs….hepsi ortadan budanmış olurdu. Belki de hiçbiri hepten var olmazdı.
c. İnsanoğlu sadece dünyanın değil, bu evrenin halifesi ve değerlisidir. yarı tanrı hükmündedir. Rabbimiz bize kendi nefesinden üflemiş (metaforik anlamda) ve bizi kendi suretinden(metaforik anlamda) yaratmıştır. bize sınırsız bir özgür irade ve yetkin bir akıl vermiştir. 3. maddede sıralanan soruların yönünde bir yaratılış ve bu dünyada o yönde bir sistem olsaydı, insanoğlu alelade ve iradesi sınırlı, sıradan bir varlık olacaktı. Gelişim, tekamül, yargı, suç, azgın, sapkın, zalim, barış, erdem, ahlak, dürüstlük, kemalat gibi nitelikler ve süreçler anlamsız hale gelecekti. böyle olunca insanın yaratılışı da anlamsız ve değersiz hale gelecekti. sınırlı ve küçük. Bizler meleklerden üstün mü olacağız yoksa esfeli safilin mi olacağız? (şeytandan da aşağılık) . ifrat ve tefrit. insan bu ikisi arasında, tam ortasında yaratıldı. melek ve şeytan arasında konumlandı.
d.Sınırlı stabil bir insan. sınırlı, stabil hatta steril bir düzen. Tanrı bizi mi yoksa kendisini mi kandıracaktı? Öyle olsaydı insanoğlunun ürettiği sanat mucizesi de bu kadar etkili, gösterişli ve bu kadar derin olmazdı. Bu kadar güzel olmazdı ve belki hatta sanat bile hiç olmazdı. Bize daha küçük ve daha steril bir akıl verilmiş olsaydı bu geldiğimiz yer olan evrenle de, doğduğumuz yer olan dünyayla da çelişirdi. çünkü varlık, evren , doğa ve dünya hepsi şiddet içeriyor.
e. insana ilgili potansiyelini vermeden onu küçük bir akılla sınırlı ve stabil hatta steril yaratıp; onu evrendeki her şeyden üstün tutmak, bütün melekleri ona secde ettirmek, onu halife ilan etmek, ona habibim diye hitap etmek, onu kendi suretinden yaratmak, ona kendi nefesinden üflemek, onu üstün ve övülmüş kılmak ve sonra onu öyle sıradan halde yaratıp imtihan ve tekamül sürecine sokmak. Bir Tanrı aklının eyleyeceği bir iş değil. çünkü bu bir saçmalık.
f. anti tezdeki sistem vuku bulmuş olsaydı, o zaman kötülüğün çeşitleri, türleri , nitelikleri çok çok azalmış olacaktı. insanoğlu bir çok şeyi akıl edemez halde olacaktı. aynı şekilde karşıtlık ilkesi ve dualist düzlem gereği bu sefer aynı anda iyiliklerin de çeşitleri, türleri ve nitelikleri çok çok azalmış olacaktı. insanoğlunun yapacağı kötülükler azalacaktı evet kan ve şiddet olmayacaktı ama aynı şekilde insanın yapacağı iyilikler de çok çok azalacaktı. sanki böyle sınırlı ve aynı çizgiye programlanmış ve çok fazla bir aktivitesi, yanarı döneri, gideri olmayan robotik bir insan. her şey stabil ve aynı çizgide seyredecekti. kötülükler, iyilikler, suçlar, acılar, başarılar, umutlar, pişmanlıklar, hırslar, şükürler, dersler, tecrübeler, güzellikler, çirkinlikler vs…..hepsi tek düze ve aynı çizgide lineer. Hatta belki de bunların hiçbiri var olamayacaktı sınırlı bir çemberin sınırlı çapı içinde bir insan. özgür irade ne olurdu o zaman? dostlar alışverişte görsün babından bir irade olurdu bu. göstermelik bir sözde irade. light irade. saçma dostum bu çok saçma. özgür irade olmazdı o; özür irade olurdu. özürlü irade. engelli irade. sınırlı irade. Gerçek saçmalık ve gerçek anlamsızlık budur. gerçek Absürtizm budur. Albert Camus’un ki değil. ve o zaman yani öyle absürd bir sistemdeki hayata ise bilmiyorum hayat denilebilir miydi?
g. Tanrı kötülüğü, insanlar kötülük yapsın murad ederek yaratmadı.
h. iyilik , kötülük olduğu için vardır. sen diyelim bir yoksula iyilik yapacaksın. o yoksul, kötü bir insandan gördüğü bir kötülük yüzünden aç ve sefil kalmış. kötü insan o sefil insana kötülük yapabilmiş ki o sefil insan da öyle sefil kalmış. sen ise gidip ona iyilik yapabileceksin. yani sen o kötü kişinin sayesinde o sefil kalmış insana iyilik yapabiliyorsun. bu durumu, en kötü kötülükten , en iyi iyiliğe kadar genelleyip tümevarım yapabiliyoruz. kötülükler, kötü insanlar olmasa gidip kime iyilik yapıp yardım edeceğiz. nasıl tekamül edeceğiz? iyilik ve kötülük ya da iyi ve kötü nasıl ortaya çıkacak?
ı. kötüler ve iyiler. iyilik ve kötülük. bir madalyonun iki çok gerekli yüzü gibi. o iki yüz olmasa madalyon diye bir şey olmazdı. bu madalyonda kötü tarafta olanlar o kötülükleri kendi rızaları ve tercihleriyle yapıyorlar. madolyonun iyi yüzünde olanlar ise o iyilikleri kendi rızaları ve tercihleriyle yapıyorlar. herkes kendi ektiğini biçerken, herkes kendi yaptığından mesulken, bir yandan da iyilik kötülük sayesinde, kötülük de iyilik sayesinde var olabiliyor. işte buna Tanrısal Akıl deniyor. madalyon ve iki gerekli yüzü. madalyonda bir yüz varsa , onun arkası yani diğer yüzü de mutlaktır. el haktır. Madalyonun bir yüzü varsa , diğer yüzü de olmak zorundadır. Allah ve kul, Özgür irade ve bedel. Şiddet-uysallık, kötülük-iyilik, zalim ve adil, kötü ve iyi. cehennem-cennet. hepsi çok gerekli ve hepsi yerli yerinde. Bunların hepsi birer madalyon. iki yüzü , iki tarafı olan madalyonlar. mesuliyet ve imtihan. suç ve ceza. güzel ahlak ve ödül. gelişim ve tekamül. Hepsi yerli yerinde.
i. Bedelsiz bir özgür irade var olamazdı.
İçinde Kalmasın