Tanrı Neden Yaratır?

(Tanrının Yok’u Onun Potansiyelidir.)

Tanrı neden, niçin yaratıyor peki?

El Cevap: Yaratmak için yaratıyor. Yaratabildiği için.

Tanrı dediğimiz şey, aşkın ve akıl almaz bir güç ise o halde Antropomorfizme düşmeyeyim diye yüzlerce takla atarak, insanda bile var olan -bazı- özelliklerin onda hiç bulunmaması gibi bir gerekliliğin mantığını absürd buluyorum. Tümevarım diye bir şey var. Bütünden kopan bir parçanın, hiçbir özelliğinin ve niteliğinin, kopup geldiği bütüne benzememesi ya da ondan tamamen farklı olması, rasyonel hatta mantıklı bir çıkarım bile değil tabi ki. İnsanda bile kısmi ölçüde bir yaratma özelliği varken ve bizler yaratmadan, üretmeden, bir şeyler ortaya koymadan duramazken, Tanrı gibi bir şeyin var olup da yaratmaması, üretmemesi enteresan olurdu. Sonsuz birlik, kozmik doygunluk ve aşkın bütünlük içinde kendi kendine yetse de, hiçbir şeye ihtiyacı olmasa da; hiçbir şey istememesi, dilememesi ya da kendinden başka bir anlam denememesi, hiçbir şey üretmemesi; sonsuzluktan sonsuzluğa kendi birliği bütünlüğü içinde, yani kendi varlığı ve kendi yokluğu içinde, sonsuzlukta ve zamansızlıkta öylece kalması, çok zaruri bir durum gibi görünmüyor. Zaten bir Tanrı için bir zorunluluk söz konusu değildir. Hiçbir şey murad edemeyen hiç bir şey isteyemeyen bir varlık zaten tanrı olamaz ,çünkü mahkum bir durumda kalmış olur. Bu da bir kusur göstergesidir. Bizler en fazla üç haneli ıq’ya sahip cuzi akıllı ve cuzi iradeli, bir şeyler üretip ortaya koyan yaratıklar olarak; külli akla ve külli iradeye sahip mega bir aklın, hiçbir zaman hiçbir şey yaratmaması, üretmemesi daha enteresan olurdu. Bu durumun bir yokluk ya da bir hiçlikten bir farkı olur muydu? yine hiçbir şey olmazdı. Yani bir Tanrı yokmuş gibi olurdu. Tanrı tabi ki kendi zamansızlığında ve boyutsuzluğunda, mutlak olarak bir nokta gibi var olsa da, pratik ontolojisi ve bu varlık durumunun anlamı boşta kalırdı. hiçbir şey yaratılmasaydı yine hiçbir şey olmazdı zaten. Bizim olmadığımız bir boyut ya da kavram: bir yokluktur. Biz yoksak zaten hiç bir şey yoktur. Biz bir gün yok olursak ve ardımızda içinde bizim yer almadığımız bir evren kalmış olursa; evren de artık yoktur. Yani biz yok olduğumuzda aslında evren de yok olmuştur. yoktadır. çünkü onu tanıyıp, bilip, ona anlam verecek bir şey kalmamıştır.

Anlam ve amaç konusuna gelecek olursam. Bizler minicik ve kuru kıçımızla yaptığımız, edip eylediğimiz birçok eylem ve edimde anlam ve amaç ararken; Tanrı diye isimlendirilmiş olan bu acayip şeyin, bir yaratmayı dilerken ve yaratırken ve yarattıktan sonra, yarattığı nesneyi/varlığı bir anlam ve amaca bağlamamış olması fikri, hali hazırda mantık denen mucize mekanizmayı paçavraya dönüştüren bir fikirdir. Fikirse tabi.

Tanrı üstelik bu yaratmayı istemedi. bu yaratmayı diledi. İstemek eylemi ihtiyaçtan hasıl olur. İhtiyaçlarımızı isteriz. Dilemek ise keyfe keder bir eylemedir. Bir arkadaşla buluşmayı , görüşmeyi dileriz. Birine yardım etmeyi dileriz. yolda yürürken deniz kenarındaki bir bankta oturmayı dileriz. Bunların hiçbirini yapmasak bize hiçbir şey olmaz. Bizden hiçbir şey eksilmez. Yani bu eylemlerin hiçbirini yapmaya muhtaç değiliz. yani bunlar ihtiyaç değil, seçenektir. İstemek eylemi ise ihtiyaç yönündeki eylemdir. onu istemekten başka seçeneğimiz yoktur. o şeyi istemeye mecburuzdur. yemek isteriz, su isteriz, para isteriz.

Bir ressam resim yapmasa da yaşayabilir. bir marangoz masa üretmese de yaşayabilir. bir heykeltıraş heykel yapmadan da peki ala hayatını devam ettirebilir. Tanrı da işte bu noktada hiçbir şey yaratmadan da peki ala varlığını aynı şekilde sürdürür. Tanrı için de yaratmak, bir ihtiyaç ya da istek değildir. Tanrı yaratmayı dilemiş ve yaratmıştır. bu bir lütuf, imkan ve seçenektir. Tanrı , yaratabildiği için yaratmıştır. Yaratmaya ihtiyacı olduğu için değil. Bu bir ikram ve rahmettir.

yokluk bir anlamda aslında hiçbir şeylik , hiçlik, hiç olmazlık, olmamışlık, sıfır olmak demek değildir. Hiçbir şey yaratmamış ve tek duran, hiçbir şey yapmayan, aşkın ve akılalmaz bir güç. Tanrı. hepsi bu. Başka hiçbir şey yok. Absürtizm budur! ne olurdu peki? ya da ne olmazdı? Tanrı ontolojik, somut ve pratik anlamda olsa bile; tanrı işlevsel, kavramsal, rasyonel olarak var olmuş olur muydu? Kendi zatı dışında bir varlık durumunda olabilir miydi? olurdu. Kendine var olurdu. Kendiyle var olurdu. Tabi ki o zaman da enine boyuna yine var olurdu. Tanrı tabi ki varlıktır; yani varın varıdır. diğer türlü Tanrı, yokun yoku olmuş olacaktı. Bir Tanrı nasıl var olur, nasıl vardır? Tanrı evet hem vardadır hem yoktadır. isterse yokta da kalır.

belki de hiçbir şey yaratmadan önce belki orda kalmıştır. tanrı bir yerde kalmaz. tanrının bir yeri yoktur ama yokluk bir yer ya da bir mekan değildir. Yokluk , Tanrı’nın yaratmazlığıdır. Ya da Tanrı’ nın yaratmazlık durumudur. Yokluk budur. bunlar aşkın ve metafizik kavramlardır. Ama mevzubahisin başında bu -j-maddesinin başında ileri sürdüğüm gibi; Tanrı yaratmasaydı yokun yokunda ve hiçin hiçinde olacaktı. o kavramda varlığını sürdürecekti. varlıkta onun yoklukta. varlık da O, yokluk da O. isterse sonsuzluktan sonsuzluğa hiçbir şey yaratmadan da kendi varlığını peki ala sürdürürdü. Zaten bunu sonsuzda sürdürdü, o sonsuzda hep vardı. sonsuzdan geliyor. hepti o. hep o. hep olandı.

sonsuzdan geliyor. çünkü o tek dingin, tek durgun, tek olgun ve devinmeyen, devinmeye ihtiyacı olmayan, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, varın ve yokun tek sahibi Allah(cc) ‘tır. Evrenin biz yok olunca yok olması ile; Tanrı’nın biz yok olunca yok olması aynı şey değildir! Evren bir mahluktur, Tanrı ise yaratıcı olan aşkın bir bilinçtir. Tanrı hiçbir şey yaratmasa da, kendi kendini bilir, kendi kendine yeter. Evrenin ise bilinci yoktur ve kendi kendine yetemez. Devinmek için yaratıcıya muhtaçtır. Biz de devinebilmek için evrene muhtacız. evren de Tanrı’ ya muhtaç. yani biz de Tanrı’ ya muhtacız. Tanrı ise devinmez. Tanrı mahlukatı devinmek için yaratmadı. Bizim olmayışımız Tanrı’yı yok kılmaz. Evreni yok kılar, çünkü evren bize sebep yaratıldı. Allah’ın ayetlerini okuyup bilmemiz için. Devinip yaşamamız için, Samanyolu ‘nun devinebilmesi, Güneş Sistemi’nin devinebilmesi, Dünyanın, ayın ve Güneşin devinebilmesi ve yine bizim devinip yaşayabilmemiz için, yaratıldı evren.

Biz yoksak, evren boşa çıkar ve anlamsızlaşırdı. fakat bizim olmayışımız Tanrı’yı anlamsızlaştırmaz. çünkü Tanrı bize sebep var olmadı. Ama evren bize sebep var oldu. Önce kim vardı? Bütün rasyonel, irrasyonel, dini, felsefi, retorik, poetik, analitik ve diyalektik , teolojik, düzlemlerde önce olan Tanrı’dır. yani tanrı bize muhtaç olsaydı bizden önce varlıkta olup varlık olmazdı. bizden sonra var olurdu. Tanrı bize sebep var olsaydı, Tanrı olmazdı, çünkü Tanrı zaten sebepsiz olandır.

Tanrı insanı ve bütün yarattıklarını ihtiyacı olduğu için yaratmadı. Bunu ileri sürenler absürdist yaklaşıyor bu ciddi konuya. Tanrıyla tanışmışlar gibiler. O’nun zati mahiyetini, Gayb’ını, hikmetini, ve sonsuzdan gelip yine sonsuza giden kozmik tarihini bilirler gibi dem vururlar. Soylarının bile iki günlük nefesiyle. iki günlük gördüğüyle. İnsan nisyandadır der Kuran, ne doğru der. şu insan soyu koca evrende hatta sonsuz kozmik tarihte kaç dakka, kaç saniye eder? Ne kolay. e-kolay.net. ilk internet aboneliğim.

O, yokun yokunda, kendi sonsuz potansiyelinde, varın varını diledi. İstemedi. diledi. Hem yokta hem vardaydı. Rahmet etti ve varlığı yarattı. Var’ın varını yarattı. Varlık (mahlukat, bütün yaratılanlar) Var’dan var oldu. Var , Tanrıydı. Yok, Tanrıydı. Var’ dan varlık oldu. Var’ın varı. Evren ya da evrenler, mahlukat, alemler hepsi Var’dan var oldu. hem vardan hem yoktan var oldu .

Bizim yokluğumuz bizim yokluğumuzdur. Tanrı’nın yoku ise Tanrı’nın yokudur. Bizim yokumuz zaten yoktur. O Tanrı’dadır onundur. Bizim yokumuz yoktur ama Tanrının yoku vardır. yok da o , var da o. yokluk da onun , varlık da. o hem varlık(kavramsal olarak) , hem yokluk(kavramsal). biz var olmasaydık o yine vardı. hep vardı. hepten vardı. hepten hiçliğe hep vardı. Bizleri yaratmasaydı sadece -biz- olmazdık. Biz yokta, O’nun yokunda kalmış olurduk. yani sadece onun sonsuz potansiyelinde kalmış olurduk.

Tanrı’nın kendi sonsuz ve kozmik tarihinde yarattığı bütün her şeyin (varlık) haricindeki henüz yaratmamış olduğu her şey henüz Yok’tadır, yoktur. Yokta yani Tanrı’nın Yokunda olan her şey Tanrı’nın sonsuz potansiyelidir. Tanrısal ortamları ise, yaratılmış ve ortaya çıkmış olan varlık alanları oluşturur. Dolayısıyla Potansiyel sonsuzluğun (Tanrı’nın yoku) dışındaki bütün alanlar ve ortamlar birer varlık alanıdır. Yani yaratılmış, yoktan(potansiyelden) vara geçmiş, Tanrısal Ortam ya da Ortamlar’dır.

Tanrı’nın kendiliği ise, Tanrı’nın kendi Var’ı ve Yok’unun dışında bir kavramda duran zati halidir. Yani Tanrı hem yarattıklarından hem de yaratmadıklarından bağımsız bir kendiliğe sahip ve devinmeyen, yegane öz bilinç ve öz kaynak zihindir. Onun kendiliği hem kendi potansiyelinden ve hem de bütün Tanrısal Ortamlar’dan ayrıdır. O var ve yokun tek sahibidir. O yegane kendiliktir. Devinmeyen kendiliktir. Külli kendiliktir. İnsanda yer alan tanrısal ortamdaki kendilik ise cüzi kendiliktir. İnsan cuzi kendiliğini kendi bilincinde bulur. bu bilinç alanı ise, yaratılmış olan tanrısal bir ortamdır. İnsan aklı ve bilinci de bir kendiliktir. Bu bizlere bahşedilmiş muazzam bir şeydir. Bizim de bir potansiyelimiz ve yaratma niteliğimiz var. Bizim kendiliğimiz ise devinmeyen değil; ihtiyaçları olan, koşullu ve şartlı bir kendiliktir. Yani devinen bir kendiliktir. insandaki cüzi kendiliğin potansiyeli ve yaratması ise külli kendilikteki gibi sınırsız ve sonsuz değildir. Devinen her şeyin bir sonu vardır. Çünkü insan tanrısal bir ortamdır. Bütün Tanrısal Ortamların hepsi devinim alanlarıdır. Varlık bir devinimdir. Yani Tanrı’nın potansiyelinden çıkıp var olmuş , yani yaratılmıştır. Tanrı’nın kendiliği ve yaratma edimi ise; kayıtsız, şartsız ve sonsuz bir kendiliktir. Tanrı’nın sonsuz potansiyeline, Tanrı’nın yarattığı her şeyi nispet etmeye kalkmamız sanırım yersiz bir düşünce olurdu. İnsanın potansiyeli ise sonsuz değildir.

*Tanrı’nın Yok’u onun potansiyelidir.

Tanrı’nın Var’ı ise onun Yok’unun görünmüş bilinmiş zahir olmuş, nimet olmuş, zuhur etmiş halidir, halleridir. Yani yaratılan her şey Yok’tayken, O yine O’ydu. Var’ı da vardı. Yok’u da. Hepten hepe, hiçten hiçe. Bizleri ve belki başka irade sahibi varlıkları yaratmayı diledi. Tanrı, yaratmak eylemini ihtiyacı olduğu için ya da gerçekten var olmak için yapmaz. Tanrı’da yokluk ve varlık iç içedir zaten. İsterse bize verdiği vaadi yerine getirdikten sonra, yarattığı bütün alemleri, varlıkları her şeyi yeniden toplar ve kendi kavramındaki yokluğa katar. Potansiyeline. Dilerse bir daha hiçbir şey yaratmaz. Belki de bizden sonra bir şey yaratmamıştır. çünkü O, zamanın dışındadır. belki bizi, cennet ve cehennem hayatını, sonsuzluk imgesiyle ifade edilebilecek kadar uzun bir zaman oralarda yaşandıktan sonra bizi tekrar yokluğuna katacak. ya da kattı bile. biz kendi zamanımız içinde bunları lineer olarak sırayla yaşıyoruz. Festivalin nihayetini kimse bilmiyor. sonsuza kadar cennet ya da sonsuza kadar cehennem bana çok tutarlı gelmiyor ve fakat bu böyledir bu kesin böyledir demek de bana biraz cesurca ve cüretkar gelmiştir hep. fakat ülkemizdeki gelenek İslam’ı bunu kesin olarak dile getiriyor. bunlar Gayb bilgisidir bilemeyiz. ben sadece naciz aklımı işletip tahmin ediyorum fakat onlar bu kesin böyledir diyebiliyorlar. Konuya dönersem, belki bizi her şey yaşandıktan sonra yokluğuna katmıştır. geldiğimiz yere. ya da geldiğimiz kavrama. bütün evren ya da evrenler mahluktur. Yaratıcı ile yaratılmış olan ayrıdır. Vahdet-i Vücud anlayışı panteist bir anlayıştır. Kuran’la ve İslam ile çelişir. Her şey tanrıdır, her şey O’dur. O bende , ben de O’ndayım demek şirktir. Tasavvuf malesef bir yozlaşmadır. bir zamanlar ben de severdim o derviş menkıbelerini lakin malesef uyandım evet. Her şey tanrıdır demek; Tanrı evrendir demektir. bu da panteizmdir. O zaman kim OL ! dedi? yaratma eylemini kim yaptı? Kuran’da onlarca ayet boşa çıkar. evren ve bütün varlık her şey, ezelden beri tanrıydı madem o zaman her şey ; evren varlık zaten hepsi ezelden vardır. Bunun adı küfürdür. Panteizmdir. Evet tabi ki ,Mülk onun. Her şey onun. ama her şey O değil. Onun zati sıfatları sadece onda saklıdır. Gaybı sadece onda saklıdır. Kuran’da iki üç sembolist , simgesel ayeti alıp böyle anlamlara yormak, müteşabih ayetleri sınıflarken , işine göre olanı almak, diğerini müteşabih saymamak, tehlikeli bir iş. Külli İrade, Cüz-i İrade. bu ne peki? Her şey Allah ise benim cuz-i iradem ne olacak? suç ne olacak? imtihan ne olacak? suçlular, zalimler ne olacak? cehennem ne olacak? cennet ne olacak? hesap günü , nizam , ahiret ne olacak? günah ne olacak? sevap ne olacak? Sadece O var, ve ondan başka bir şey yok demek de; her şey “O” demektir zaten. Her şey O’dur. Ondan başka bir şey yoktur demek küfürdür. Rabbimizin büyük bir sanat, hikmet ve incelikle yarattığı her şeye ve onun yaratma sıfatına hakarettir. ve en vahimi; onun yaratma sıfatını da ortadan kaldırır. Her şeye kadir olan Yüce Rabbimiz, kendini yarattıklarından ayıramayacak mı? Ayırmadıysa ve her şey hala O ise; her şeyin ama her şeyin içi boşalır. Yukarda saydım. hepsini de sayamadım. sayamam da. Yaratıcının olması gerektiğini ispatlarken ; ortada bir eser varsa bunu var eden bir usta var diyorsunuz. Peki, bir masa imal eden bir usta aynı zamanda masa mıdır? kuyumcu yüzük yapıyor, yüzük kuyumcu mudur? bla bla bla. örnekler sayısız uzar. Evreni yaratan yaratıcı usta ; evren midir? yani Rabbimiz yarattığı şeyden kendini ayıramamış ve ne yarattıysa sürekli onunla bütünleşmiş ve bu böyle devam etmiş. hoppala paşam , malkara keşan. bu tasavvuf konusunu tarihten günümüze enine boyuna daha incelikli bir makalemde ele alacağım. şimdilik bu bahsi burda kesiyorum. Tasavvuf radikal bir romantizm, kökleri Batınilik’te olan sapkın ve uçkun bir anlayıştır. Uçan kaçan belli değildir.

Big Bang’dan önce Tanrısal ortam vardı. Bu sebeple bir hiçlik ortamından zaten söz edilemez. Evren yaratılmadan önceki ortam Tanrısal ortamdır. Big Bang olayı ise bir dönüşüm olayıdır. Var olan Tanrısal ortamın başka bir Tanrısal ortama dönüşmesidir. Varlığın tümü ise zaten çeşitlenen bir Tanrısal ortamdır. Değişen ve dönüşen Tanrısal ortamlar bütünü. Tanrısal ortamla Tanrı farklı kavramlardır. Tanrı’nın yarattığı bütün sistemler ve varlıklar birer Tanrısal ortamdır.

Yaratan ve yaratılan, Allah ve kul, Özgür irade ve bedel. Şiddet-uysallık, kötülük-iyilik, zalim ve adil. cehennem-cennet. hepsi çok gerekli ve hepsi yerli yerinde. mesuliyet ve imtihan. suç ve yargı. güzel ahlak ve ödül. gelişim ve tekamül. Şiddet ve kötülük. Hepsi yerli yerinde.

Kötülük zaten bütün kusurların ve zayıflıkların kaynağıdır. Onu seçmek ya da seçmemek senin elinde. Güçlü olmak iyi olmaktır. Kötü olmak bir tür kısa yoldur. Onu seçmek kolay yolu seçmektir. Zayıfların tercihidir.

K.ÇAĞLAR AKSU


İ N İ S İ Y A S Y O N sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Posted in

İçinde Kalmasın

İ N İ S İ Y A S Y O N sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

İ N İ S İ Y A S Y O N sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin