uluslar üstü güçlerin hakimiyeti kabul edildi ve sonunda resmileşti. Ulus devletlerinin üstünde, uluslar üstü küresel sermaye güçlerinin hakimiyetini, son yapılan (2022) G20 zirvesindeki bütün devletler kabul etti. artık ulusların ya da devletlerin değil; küresel liberal sermaye güçlerinin sözünün geçeceği sonunda resmiyet kazandı. küresel ölçekte stratejik karar mekanizmaları, uluslardan ya da devletlerden alınarak, resmi olarak uluslar üstü güçlere teslim edildi. Bunun en somut ve en küresel örneğine ilk olarak Pandemi süreçlerinde; arkasında dev ilaç şirketleri olan WHO’nun bütün devletlere istediği talimatları vererek onları hakimiyeti altına aldığı günlerde şahit olduk.
devletleri ve ulusları tamamen ve sürdürülebilir olarak hakimiyetleri altına almak ve devamında da yok etmek istiyorlar. (devletleri ve ulus bilincini) Devletler onlar için uzun zamandır birer ayak bağı. devletler ve uluslar ise artık bu sürece karşı gelemiyor ve teslim oluyorlar. bireyler ya da şirketler daha da zenginleşirken, devletler fakirleşiyor, uluslar fakirleşiyor ve küresel şirketler zenginleşiyor. son 40 yılda kişiler zenginleşiyor devletler yoksullaşıyor. zengin ülkelerde kamu aktörlerinin elindeki servetin payı, kişilerin ya da şirketlerin elindeki servetin payına yakın ya da onlardan çok daha az.
Artık bugün devletlerin üstünde bireyler var. Jeff Bezos, Elon Musk, Bill Gates. Bunlar tabi bilinenler. Çok önde olanlar. Bunlar açıktaki bilinen krallar. Tek başlarına; insanoğlunun Mars’a yerleşmesi gerektiğine karar verebiliyorlar ya da atmosferi kendi üretecekleri bir tozla kaplayıp güneşin zararlı etkilerini azaltmayı yine tek başlarına planlayıp ilan etme cüretini gösterebiliyorlar, ya da yine tek başlarına kendi ürettikleri sıtma aşılarını Afrika’da yerlilere uygulayıp birçoğunun ölümüne sebep olabiliyorlar ve tartışmalı pandemi aşılarını insanlar üzerinde uygulayabiliyorlar. bu konuda örnekler bitmez. yapılacak iyi bir araştırma neticesinde yüzlerce örnek daha bulunabilir bundan eminim.
işte bunlar Neo liberal küresel kapitalizmin ve Neo bireysel yani aşırı bireyici / yeni bireyci geç modernizmin sonuçlarıdır. dünyanın kaderi , doğanın kaderi, insan hayatı , bütün bir dünya, küreselci sermaye güçlerinin fantezi ve keyfiyet alanı değildir… İki çok büyük Dünya savaşı yaşadık, iki Dünya savaşı yaşadık ve atom bombaları patladı, hidrojen bombaları patladı , günümüzde şu anda bile hala büyük bir nükleer tehdit altındayız Bütün bunlardan hala ders alınmıyor. Şöyle bir gerçeği daha buraya bırakayım; birinci Dünya savaşı da, 2. Dünya savaşı da, II Dünya Savaşı’nın içindeki atom bombaları da, yine yine liberal kapitalist sistemin doğurduğu sonuçlardır. Günümüzde 3.paylaşım dönemine girmiş bulunmaktayız.
toplumsal kimlik mi tekil özgürlük mü? bütün mesele budur.
ekonomi politik ve kültürel politik bu ikisinin çatışmasını yaşıyoruz uzun zamandır bunları uzlaştırmak çok zordur Prüten akılla, yani gelenekçi toplumcu milliyetçi , milli kimlikçi kafayla pürüten kafayla, postmodern bireysel neoliberal kafanın uyuşması çok zor gözüküyor.
dünyada bu kavgaya son verilip dünyada var olan asıl temel sorunların üzerine gidilmeli; açlık , fakirlik, işsizlik, adaletsizlik , eşitsizlik, ekonomik eşitsizlik , küreselleşme, kartelleşme, uluslar üstü – devletler üstü monopol sermaye güçleri, küresel terör, bölgesel savaşlar, gibi sorunlara yönelmelidir.
batıda modern postmodern hareketlerle bireyselliği esas alan çoğulculuk düşüncesi hakim oldu.
toplulukçu ve komüniteryan toplulukçu ve gelenekçi muhafazakar hareketler; bireyci ,bireyselci hareketlerin karşıtıdır. batıda son dönemde gelinen noktada ise bu hareketler, yine antitezini doğurdu ve milli kimlik hareketleri ön plana çıktı. bunu en son Amerika’da Trump hareketinde gördük, kongreyi basan insanlar toplulukçu ve komüniteryan yani milli kimlikçiydi.
kapitalizm son 10 yıldaki üretim kaybını finansal şişme ile telafi etmeye çalışıyor. ki başarı da oldu başarı sağladı. Amerika’da her 4 şirketten ikisi zombi şirket. borsada ise 3 şirketten biri zombi şirket. yani geç modernizmi yaşıyoruz. kapitalist üretimde azalma oldu çünkü refah çok arttı işçilerin de refahı arttı tüketicilerin de refah arttı . orta sınıf eskisi kadar üretime motive olamadı halklar yani orta sınıftaki o işte Avrupa’daki Amerika’daki halklarda üretim azaldı böylece soyut finansal araçlar , postmodern sektörler çıktı özellikle hizmet sektörü daha da arttı finansal araçlar finansal ürünler satıldı. satılıyor. soyut kazanç araçları revaçta. Tüketim hızı ve tüketim endeksi, üretim hızı ve endeksini zorlamaya başladı. bu yüzden tedarik sıkıntıları ve enflasyon yaşanıyor.
her tüketim davranışı neticede bir kültürel davranıştır . tüketim modelleri tüketim trendleri yeni kültürler oluşturur. günümüz geç modern dünyada bu yüzden kültürel bir patlama yaşanıyor , yeni kültürler yeni değerler yeni alışkanlıklar büyük bir gelişim gösteriyor işte bu noktada eski kültür insanlarıyla yeni kültürü insanları arasındaki çekişmeye şahit oluyoruz eski kültür toplumları ve yeni kültürü toplumları eski kültür mensupları yeni kültür mensupları arasında bir modern bir çatışma meydana geliyor.
modern toplumdan ya da geç modern toplumdan önce bastırılan yok sayılan ne kadar şey varsa bunların hepsi geç modern’deki tüketim toplumunda kültürleşti her şey kültürleşiyor. sex shop kültürü, internetten alışveriş kültürü , mobil bankacılık kültürü, internetten yemek söylemek, lgbt kültürü, new age inanç kültürleri, bastırılan eski etnik kimlik kültürleri, vs….
tüketen birey daha seküler olacaktır şüphesiz. birey ne kadar çok tüketirse o kadar sekülerleşir . Çünkü dünyaya daha çok bağlanır, metaya eşyaya daha da çok bağlanır dünyevileşir. tüketen insan , daha çok tüketen insan daha seküler insandır. ve daha bireyci ve bencildir.
devletler ya da siyaset , eskiden bireysel ve modern talepleri, toplumsal düzlemdeki değerlere ya da düzenlere uyarlayabiliyorlardı fakat artık bu çok zorlaştı. burada uyarlama derken tabii ki o modern ve bireysel isteklerin taleplerin tıraşlanması söz konusuydu ve artık tıraşlanamayan kesilip budanamayan ya da uyarlanamayan , dönüştürülemeyen bu talep ve istekler sıkıntı yaratmaya başladı. toplumlardaki halklardaki yerleşik kültürel değerler, inançlar , manevi duruşlar, kadim öğretiler, dinler, toplumsal yerleşik düzlemler ile bireyin bireysel özgürlüğünün sonucunda talep ettiği istekler arasında çatışmalar yaşanmaktadır.
bilim ve teknoloji ise putlaştırıldı, fetişleştirildi ve piyasalaştırıldı, hatta siyasileştirildi. Özgürlükler de fetişleşmeye başladı. Bilim ve teknoloji; neoliberal ve karanlık ajandalı küresel güçlerin, keyfi stratejik yönetim silahı ve dünyada hegamonya kurma aracı haline geldi. Karl Marx din afyondur demişti , yani 150 yıl sonra gelinen noktada artık teknoloji afyon haline geldi. dünyada küresel konularda küresel sorunlarda, hatta yerel konularda ya da küresel planlarda stratejik yollar aranırken sürekli teknoloji ile çözülmeye çalışılıyor, her şey, her şey sürekli teknoloji vasıtasıyla teknoloji ile çözülmeye çalışılıyor. Halbuki tarihsel gerçekleri okuyarak tarihsel gerçekler analiz edilerek, tarihteki olaylar dan dersler çıkarılarak, oturup düşünülerek ayakların yere basacağı bir fikir üretimi, bir etik üretimi, bir ideal ya da idealizm boyutunda bir çalışma yoktur. her şeyi teknolojiye yaslayarak teknolojiden medet umarak her şeyi teknolojik düzlemlerde halletmeye çalışıyorlar ve tabii bunun arkasında siyaset var, piyasalar var, ticaret var , rant var birçok şey var.
Ben ocu , bucu , şucu falan değilim. Tabi ki bir dünya görüşüm var fakat siyaseti sevmiyorum. İdeolojik olarak da siyasal olarak da hiçbir kamptan değilim. Kendi kampımdayım. Kendi ideolojim var. Hiçbir partiye de oy vermiyorum artık. Parti , hükümet falan bunların hepsi geçici. Devlet ise ebed müddettir. Devletimi , Türk Devletini ve bayrağı seviyorum. Devletimi küçük düşüren, itibarını yaralayan, devleti düşmanca ve haince hırpalayan ve algı yaratan kimler varsa karşısındayım. Bu konuda hassasım. Sokakta bulmadık bu devleti. Türkiye Cumhuriyeti çok büyük tehditler atlattı ama şimdi daha büyük ve daha fantastik tehditler altında. Ben devletin, bakın altını çiziyorum devletin, egemenlik, özlük ve uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru müdafaa hatta pragmatik ve konjonktürel agresif politika haklarını çiğnemeye çalışanları da her yerde çiğnerim. Çiğnedim. Gazi M.Kemal Atatürk’ de savaştı. Kan döktü. Konjonktürel reel politikayı ıskalayıp bu fırfırlı romantik beyaz yakalı sanatçıların bu savaşa hayır tamtamları bana çok ürkütücü ve sahte ve hatta maksatlı geliyor. bu yeryüzünde insanın ayağı yerden kesilmedikçe savaş bir şekilde hep var olacak. Ya da bir ütopya gerçekleşmedikçe. (bkz. yükseliş ve ütopya – ana menü) Çünkü ontolojik ve antropolojik süreçler iyi ve kötü unsurlarından oluşur kadim tarihten günümüze dek. Ve çatışma devam eder. Marks bu konuda sonuna kadar haklı. Sınıflararası çatışmayı ise doğuran şey zaten adaletsiz düzen , küreselleşme ve neokapitalizm. Kaynakların sınırsızca ve hoyratça tüketimi ise her şeyi bitiriyor. Etiği, ahlakı, kültürleri, güzellikleri ve insanı ve doğayı. Serbest piyasa, fırsat eşitliği, etik, hakların homojen dağılımı, ve özgür teşebbüs diye bir şey yok. Kartelleşme, tekelleşme, küresel sömürü, bireysel/küresel borçlandırma ve siyasi iltimas var. Piyasanın adalete, denetime ve etiğe dayalı değil de güce ve sınırsız/özgür talebe, sınırsız/özgür arza dayanması her şeyi alt üst etti. Aslında en baştan beri böyleydi. Yapıp geçtiklerinden beri. Sermaye ise genelde belli ellerde toplandı. Ben umutsuz değilim yine de. Marks , kapitalizm bir gün kendi kendini yok edecek bir canavardır der doğru. Ancak Kapitalizm bu saatten sonra tamamen yok olmaz. Birçok niteliği sabit kalmak şartıyla bazı çizgileri değişebilir. Değişecek. Dünyanın sanayi devriminden hemen sonra oluşan bu küreselci, sonsuz pazarcı, siyonist, emperyalist ve sömürgeci arz kaynağı ve matrixi değişmelidir. dünyada şu an dönen nakit para 200 trilyon dolar civarında. halkın bütün toplam borcu 400 trilyon dolar. yani bir mantığı kalmadı bu sistemin. Absürdleşti ve soyutlaştı. kripto paranın da çıkmasıyla finans piyasaları hepten soyut hale gelecek. Bu sistem ve bu piyasalar böyle devam etmez, edemez. çünkü mantığı ve sürdürülebilirliği nerdeyse kalmadı. Bir yerde hesap hatası yaptılar. uyanık olmazsak o hataya rötüş yapacaklar, uyanık olursak çökecekler. (uzun vadede) Ayrıca devletler karşılıksız para basıyor sürekli. Ukrayna krizi, savaş ve devamında Rusya^ya yapılan küresel yaptırımlar da bu çöküşü başlatabilir. bir anda büyük bir çöküş olması pek muhtemel değil. ancak fasılalar, basamaklar halinde bir çöküş olacak. Bitecekler. Bunun nasıl olacağını kendimce tasarladığım :”yükseliş-ütopya” adlı çalışmamda anlatıyorum. menüde bulabilirsiniz.
Çok üretip çok satmak için insanın ihtiyaçlarını -sınırsız- ilan edip, insanı sorumsuz bir tüketim hayvanı haline getiren Ekonomi tanımından itibaren, iktisat teorisine kadar, her şey yeniden yazılmalı ve hem komünizmden hem de biraz da kapitalizmden bir şeyler alıp -insan- ve -adalet- -merhamet- temelli yeni bir ideoloji ve matrix yazılmalıdır. İkisi arasında dengede bir sistem olmalı. İnsan doğası gereği sahip olmak istiyor illa ki bir şeylere, ama işte bu sahiplenme ve özel sermaye biraz sınırlı hale getirlmieli. Tüketim azaltılmalı. Sınırlanmalı. Özel mülkiyet yok edilmemeli hepten ama sınırlanmalı. Özel sermaye, özel teşebbüs ise yarı yarıya devletleşmeli. Çünkü dünyayı ve devletleri ve bizi bir şekilde yönetir hale geldiler.
Ulus devletlerin uzun vadede pratik olarak da yok olmaya başlayacağı (teorik olarak bir çoğu yok oldu malesef. küresel borç, truva atları ya da IMF batağındalar) ve sonunda tek dünya sahipli ve belli sermaye tekelinden yönetilen yeni bir matrix simülasyonu komplo teorisi olarak her yerde dillenip yazılıyor. Yıllardır. Bu bir komplo teorisi değil. 42 yıllık hayatımın 22 yılını bunu araştırmakla ve kafa patlatmakla geçirdim. tuhaf şeyler var dünyada. her şeyde ve her alanda. tuhaf işler…. Günümüzde ise küresel pandemi süreçlerinden sonra küresel ve yerel üretim mekanizmaları ve endüstri sekteye uğrayınca, bozulan arz dengeleri, artan talep düzeyleri ile karşılaşınca küresel enflasyona sebep oldu. Tedarik sıkıntıları ve stokçuluk da buna eklenmiş oldu.
Küreselleşme dünyadaki her boktan şeye ekonomik ve sosyolojik hatta psikolojik zemin hazırladı zaten 30 yıldır. Ama bir şeyler ters gidiyor. birkaç yerde zortlamaya başladılar. Çin’in çok güçlenmesi, Rusya’nın yeniden güçlenmesi ya da 2008 küresel finans krizi, vs…. Ulus devletler ya da fark etmez bütün devletler, (Birleşik Krallık hariç) zaten bir şekilde dünya küresel sermayesi tarafından yönetiliyor. Akıl almaz sermaye birikimleriyle ve delirmiş finans güçleriyle devletleri gayr-i resmi olarak yönetiyorlar zaten. medya, finans, madencilik, enerji, silah, gıda, ilaç. bütün hayati sektörler ellerinde. Planları başarılı olursa dünyada bazı uluslararası şirketler resmi olarak bile belki de devlet olacaklar.(uzun vadede) Dünya küresel sermayesinin %80 i malesef belli ellerde toplandı. Devletlerin güçlenip küresel sermayeye kaptırdıkları bu akıl almaz pastayı, bir şekilde geri almaları gerekiyor. yoksa yandı gülüm keten helva.
Vesselam , insanların devletlerine sahip çıkıp onları güçlendirmesi gerekiyor. daha sonra uyanmış olan bu devletlerin yüksek stratejik ortaklıklar kurmaları gerekiyor. tabi devletlerden önce milletlerin uyanmaları gerek. krizler yaşanacak. arz ve talep krizleri. çok uzun sürmeyecek. bunların göğüslenmesi gerekiyor. sancılı bir süreçten sonra güzel bir düzlüğe ve daha güzel bir dünyaya çıkılacak. Yoksa hiç de çok uzak olmayan ve yani göreceğimiz bir gelecekte hepimize çip takıp yürüdüğümüz adımı sayarlar bunlar. adım başı para keserler. İnternet ve sosyal medya sayesinde ise zaten bütün bilgilerimiz de ellerinde. Neler yapabileceklerini düşünmek istemiyorum pek. Paranın imanı yok demişler. Dünya hoş bir yerde değil dostum. Ve hoş bir yere de gitmiyor. Böyle giderse bu günlerimizi arayacak mum da bulamayız. Felaket tellalıyım evet. Yalnızca görüyorum.
Devletin eksiği gediği yok mu ? Yanlışı yok mu? Var. Olmaz mı? -insanların- yönettiği bir sistemde hata olmaz mı? E napalım hata var diye anarşist olup iki bin yıllık devletimizi mi yıkalım? Devletlerin tepesinde onları; istihtam sağlıyorum , tonla vergi veriyorum , üretiyorum , girdi sağlıyorum, ihracat yapıyorum diye onları yani devletleri baskılayan hatta ezen , sömüren ve yöneten başka güçler olmasaydı böyle bir yazı yazmazdım. Para en büyük güç olmasaydı gider otuzuncu kere de olsa bir Ingmar Bergman filmi daha izlerdim.
Bu durum çünkü artık yeni dünya düzeninde bir varlık yokluk meselesidir. Çok hassas dengeler ve çok acayip planlar vardır coğrafyamızda. Sevri kıçlarına sokmuştuk, Lozan ise içlerinde kaldı. Hazmedemediler hiçbir zaman. Konstantinapolis’i aldık, bütün Anatolia’yı aldık. Devlet olarak Pasif olup sinersek tam sıçarız o vakit. Tabiri caiz ise özür dilerim: Sulu sıçarız. Genel Devlet politikası başka şey ( yani yapılması gereken genel geçer şey) , tikel hükümet politikaları başka şey. Mesela ABD nin Vietnam ya da Irak / bağdat /saddam/ körfez politikası, Afganistan politikası , BOP politikası, doğru ya da yanlış bir devlet politikası. Hangi başkan gelirse gelsin bunu devam ettirdi. Ha konjonktür değişir dünyada çok değişik bir şey/şeyler olur o zaman genel devlet politikası da değişir. İşte bizim de bir devlet politikamız var. Ortadoğu bataklığına hiç girilmemeliydi. Suriye’ye bulaşmak pek faydacı bir düşünce değildi, bunları ayrı tutarım. Ne olursa olsun Emperyalizm ve ABD karşıtı ve Rusya müttefiki Esat’ı iyice Rusya’ya itmek değil; Esad bizim tarafımıza çekilmeliydi. Dış politikamızda Rusya ile yıllar sonra derin stratejik ortaklıklar yapmaya başladık ve bunu devam ettirdik. Suriye ile de böyle bir yola kavi olarak başlamıştık ve fakat neden devam ettiremedik? Esad ın bir diktatör olduğunu o günlerde bilmiyor muyduk? vizeleri kaldırmıştık, Esad ile pikniğe çıkıyorduk. Biz ise Muz cumhuriyeti değiliz. Bizim de ABD gibi bir devlet politikamız vardı. Atatürk’ den beri gelen devlet politikası. yurtta sulh cihanda sulh. Gazi Paşa yazdığı Nutuk’ta arapların birbirleri ile olan anlaşmazlıklarına kesinlikle müdahil olunmayacağını ve ortadoğu bataklığına kesinlikle girilmeyeceğini bildirmişti. Stratejik ve jeopolitik konumumuza göre ve dünyadaki konjonktürel durumlara göre tanzimattan beri oluşan yaklaşık iki yüz yıllık politikadır bu. ve bundan çıkmamak gerekirdi. Kardak kayalıkları ya da kıbrıs çıkarması ya da birinci dünya ve istiklal savaşları vs .. bunların alayı devlet politikasıdır. Oysa bugün son 10 yıldır Yunanistan’ın ege denizindeki adalara yaptığı eylemlere bir şekilde göz yumuldu. sonuç ise ortada. Suriye savaşına müdahil olmamızın ağır sonuçlarını ise burda saymama gerek yok zaten. Bügün yeni bir konjonktür oluşuyor dünyada. 1. ve 2. dünya savaşları hammadde ve pazar paylaşımlarından sonra dünya bugünlerde 3.paylaşım dönemini yaşıyor. Sıra akdenizin paylaşımına gelmişken he oturup bekleyelim hiç bir şey yapmayalım sonra gelip ümüğümüzü sıksınlar hepten. Pkk ile yıllardır sıktılar zaten. Devlet olarak pragmatist hatta opörtünist bir şeyler yapmazsak ve devlete sahip çıkmazsak , pkk bitse de başka bir şey başlar, başlatır o küresel legal çete. Devletlere ve devletimize destek olmalıyız. Onlar dünyada artık devlet istemiyorlar. Devletleri ayak bağı ve zaman kaybı olarak görüyorlar. kendileri devlet olmak istiyorlar be gülüm…
Konjonktür bunu gerektiriyor çünkü.
Hele ki lanet olsun yıllar önce bin yıllık Türk Devletinin kozmik odasına girdiler ki durum artık daha ciddi ve hassas.
Bayrağıma, devletime , kültürüme, bu topraklara, eğitimsiz bırakılıp algıya düşürülen insanıma sevdalıyım. Küreselleşme altında ezilen kültürüme sevdalıyım. Kimliğime ve ne olduğuma, kim olduğuma sevdalıyım. Köklerim ve kimliğim beni ben yapan tek varlığımdır. Ülkemdeki bütün kimlikler de bana -ben- katmıştır. hepsi canandır. Kutuplaşma ve ayrışmaya acil olarak son vermeli ve hepimiz yurttaşlıkta ve yurtsever kimlikte birleşmeliyiz. Bizim Anadolu’dan başka bir yurdumuz yok, başka gidecek yerimiz de yok!
kendi ideolojime yaklaşan bir hareket olmadıkça ülkedeki bütün partiler benim için aynıdır. oy falan vermem. yabancı sermaye için binbir takla atan partilerle hele hiç işim olmaz. Antiküresel ve sistem dışı davranan bir parti çıkarsa belki.
Şimdilik hepsi bu. Antileriniz bol olsun.
Selamlar esenlikler dilerim.
K.Çağlar Aksu
İçinde Kalmasın