j- Tanrı neden, niçin yaratıyor peki?
El Cevap: Yaratmak için yaratıyor. Yaratabildiği için. Zaten şeyleri yokluktan yaratan güce Tanrı denir. Vacib-ül Vücud. Zorunlu varlık. Olması gereken güç. Varlığı zorunlu olan. Nedensiz neden. İlk neden. Bütün nedenlerin nedeni. Tanrı. Onun bu zorunlu varlığı zorunlu yaratma eylemini de de facto olarak sunar. Zorunlu bir sonuçtur. Yani gerçekte olan şeydir. Özde olan. Çünkü zaten yokluktan yaratma eylemini yapamayan, hatta iradeli olarak bile bunu yapmayan güce Tanrı denmez. Bir Tanrı varsa o halde yaratış da zorunlu olmalıdır.
Tanrı hiçbir zaman hiçbir şey yaratmasaydı , bu durumun bir yokluk ya da bir hiçlikten bir farkı olur muydu? yine hiçbir şey olmazdı. Yani bir Tanrı yokmuş gibi olurdu. hiçbir şey yaratılmasaydı yine hiçbir şey olmazdı. Bizim olmadığımız bir boyut ya da kavram: bir yokluktur. Biz yoksak zaten hiç bir şey yoktur. Biz bir gün tamamen yok olursak ve ardımızda içinde bizim yer almadığımız bir evren kalmış olursa; evren de artık yoktur. Yani biz yok olduğumuzda aslında evren de yok olmuştur. yoktadır. çünkü onu tanıyıp, bilip, ona anlam verecek bir şey kalmamıştır. Ama geride kalan bu küme yani evren, bir yokta kalmış olur ama bir hiçlik değildir bu. Buna bir hiçlik de diyemeyiz. Bu geride kalan devasa şey. Yani içinde bizim olmadığımız şey bizim ardımızda kalan bu inanılmaz şey ne kadar absürd ve ürkütücü olurdu. şunu da ekleyeyim: biz derken sadece biz değil onu görüp yorumlayan ve ona anlam veren hiçbir ama hiçbir şeyin olmadığı bir evrenden bahsediyorum. Şu anda bizim bilmediğimiz başka bir akıllı yaratık daha var mı bilmiyoruz çünkü.
Bu konuda ikinci bir önerme olarak da şunu sunabilirim: Tanrı yaratmaya muhtaç değildir, yaratmaya zorunlu değildir diyeceksek, yaratma konusunda iradesi vardır diyeceksek: Tanrı yaratmayı istemedi. Yaratmayı diledi. İstemek eylemi ihtiyaçtan hasıl olur. İhtiyaçlarımızı isteriz. Dilemek ise keyfe keder bir eylemedir. Bir arkadaşla buluşmayı , görüşmeyi dileriz. Birine yardım etmeyi dileriz. yolda yürürken deniz kenarındaki bir bankta oturmayı dileriz. Bunların hiçbirini yapmasak bize hiçbir şey olmaz. Bizden hiçbir şey eksilmez. Yani bu eylemlerin hiçbirini yapmaya muhtaç değiliz. yani bunlar ihtiyaç değil, seçenektir. İstemek eylemi ise ihtiyaç yönündeki eylemdir. onu istemekten başka seçeneğimiz yoktur. o şeyi istemeye mecburuzdur. yemek isteriz, su isteriz, para isteriz.
Bir ressam resim yapmasa da yaşayabilir. bir marangoz masa üretmese de yaşayabilir. bir heykeltıraş heykel yapmadan da peki ala hayatını devam ettirebilir. Tanrı da işte bu noktada hiçbir şey yaratmadan da peki ala varlığını aynı şekilde sürdürür. Tanrı için de yaratmak, bir ihtiyaç ya da istek değildir. Tanrı yaratmayı dilemiş ve yaratmıştır. bu bir lütuf, imkan ve seçenektir. Tanrı , yaratabildiği için yaratmıştır. Yaratmaya ihtiyacı olduğu için değil. Bu bir ikram ve rahmettir. O halde bu ikinci önermeye göre Tanrı bir sanatçı gibi, içindeki potansiyeli ortaya çıkarmıştır. Tanrının içi dışı olur mu? zihnindeki diyelim o halde. Yani harika bir masayı üreten yapan bir insanın içinde masa mı vardı? Bir yerde vardı işte. Hermesçi görüşlerde tanrıya, Büyük Zihin Denir mesela. Antik Yunan’da ise Logos denir. Akıl. Tanrı belki de sonsuz bir potansiyeldir. İlk önerme ile, yani yaratması zorunlu olan varlık önermesi ile bu ikinci önermeyi birleştirirsek: O halde Tanrı, sonsuz potansiyelindeki bazı şeylerin husule gelmesini, meydana çıkmasını diliyor, bazılarının da ortaya çıkmasını dilemiyor. Yani bir tanrı var ise bir şeyler yaratmak zorunda. ama dilediği şeyleri. yani bir şeyler ortaya çıkmak zorunda ama rastgele değil. Çünkü O sonsuz yaratma potansiyeline sahip.
yokluk bir anlamda aslında hiçbir şeylik , hiçlik, hiç olmazlık, olmamışlık, sıfır olmak demek değildir. Hiçbir şey yaratmamış ve tek duran, hiçbir şey yapmayan, aşkın ve akıl almaz bir güç. Tanrı. hepsi bu. Başka hiçbir şey yok. Absürtizm budur! ne olurdu peki? ya da ne olmazdı? Tanrı ontolojik, somut ve pratik anlamda olsa bile; tanrı işlevsel, kavramsal, rasyonel olarak var olmuş olur muydu? Kendi zatı dışında bir varlık durumunda olabilir miydi? olurdu. Kendine var olurdu. Kendiyle var olurdu. Tabi ki o zaman da enine boyuna yine var olurdu. Tanrı tabi ki varlıktır; yani varın varıdır. diğer türlü Tanrı, yokun yoku olmuş olacaktı. Bir Tanrı nasıl var olur, nasıl vardır?
Tanrı evet hem vardadır hem yoktadır. isterse yokta da kalır. Kalırsa onun Tanrı olduğu bilinir olamaz. Bunu sadece kendi bilir. Sonsuza kadar ve sadece kendi külli kendiliğinde kalır. Yukarda anlattığım insansız evren gibi. Ürkütücü ve saçma sapan. Absürd.
belki de hiçbir şey yaratmadan önce belki orda kalmıştır. tanrı bir yerde kalmaz. tanrının bir yeri yoktur ama yokluk bir yer ya da bir mekan değildir. Yokluk , Tanrı’nın yaratmazlığıdır. Tanrı bir konumsallık bile değildir belki de. Aşkın bir kendiliktir. İdrak edilemeyen. Anlatılamayan. Tanımlanamayan. Tanrı kavramı tam olarak açıklanabilip tanımlanabilseydi zaten o da bir nesne haline gelirdi . O şey zaten bir Tanrı değildir yani zaten. beş duyunla algılayıp bildiğin gördüğün ya da duyduğun şey. Aksi takdirde tutup Tanrı denen şeyi fizikalist bir boyuta yani bizim boyuta taşırsın ve artık o metafizik değil; fiziksel ve sonlu bir şey haline gelir. Entropiye dahil olmuş olur Tanrı’da. Böylece mantığın dışına çıkmış oluruz.
Yokluk, Tanrı’ nın yaratmazlık durumudur. Yokluk budur. bunlar aşkın ve metafizik kavramlardır. Ama mevzubahisin başında bu -j-maddesinin başında ileri sürdüğüm gibi; Tanrı yaratmasaydı yokun yokunda ve hiçin hiçinde olacaktı. o kavramda varlığını sürdürecekti. varlıkta onun yoklukta. varlık da O, yokluk da O. isterse sonsuzluktan sonsuzluğa hiçbir şey yaratmadan da kendi varlığını peki ala sürdürürdü. Ama bu mantıklı mı? Belki de bizden önce bunu sonsuzda (ezelde ve ebedde) yani zamansızlıkta, belki de sürdürdü. Bizim ve evrenin sonsuzdan beri var olageldiği gibi bir şey yok çünkü. Demek ki bizler sonradan var olduk. Tanrı ise sonsuzda hep vardı. sonsuzdan geliyor. Heptir o. Hep olandır. Hiç de onda, hep de onda. Yokluk ise Tanrının yaratmazlık halidir.
Tanrının öncesi ve sonrası yoktur. Bizim zaman algımızın tamamen dışındadır. Tanrı için önce ve sonra gibi zaman durumları olmaz. Tanrının yaratan(varlık) ve yaratmayan(yokluk) olmak üzere iki eylemsel durumu vardır. Tanrı için bir zaman durumu yoktur. Varlık ve Yokluk olmak üzere iki eylemsel durumu vardır. Yarattığı-yaratmakta olduğu ve hiç yaratmadığı olmak üzere. Yani Tanrının zamansal bir düzlemi yoktur. Eylemsel düzlemi vardır. Tanrının her an eyleme geçip yaratımda bulunacağı, müdahale edeceği ya da etmeyeceği; yani müdahale iradesinin olduğu, yaratma iradesinin olduğu ya da yaratmama iradesinin olduğu, bütün sonsuz alanların hepsi ise Tanrısal Ortamdır. Yani Tanrının gücü ve iradesi aslında her an her yerde hazırdır. Bütün sonsuzluğu kuşatmıştır. Tanrı bu sonsuz alanda ya da alanlarda yaratma eylemini gerçekleştirdiğinde bu Tanrısal Ortamlar, Varlık hükmünü kazanır. Yaratmadığı durumlarda ise Yokluk hükmünü kazanır.. İki durumda da bu sonsuz alanlar, Tanrısal Ortam’dır.
Yaratmak bir süreç meydana getirir. Yani bir süreç başlar. Her yaratımda yeni bir zaman yaratmış olur Tanrı. Tanrı, mahlukları , varlıkları yarattıkça zamanı da yaratmış olur. ve oldu. Hiçbir şey yaratmasaydı, zaman da var olamazdı, mekan da. Big Bang olayı ile, bizim bildiğimiz zaman ve mekan başlamış oldu. Zaman, mahluka tabi bir süreçtir. Yaratılmış olanla içkindir. Mekana bağlıdır. Tanrı mekandan münezzeh ise, zamandan da münezzehtir. Bizler kendi mekanımızda, kendi boyutumuzda, zamanın içinde yaşıyoruz. Oysa Tanrının mahiyetinde ve bütünlüğünde her şey yaşanmış ve bitmiştir.
Tanrı, sonsuzdan geliyor. çünkü o tek dingin, tek durgun, tek olgun ve devinmeyen, devinmeye ihtiyacı olmayan, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, varın ve yokun tek sahibi Allah(cc) ‘tır. Evrenin biz yok olunca yok olması ile; Tanrı’nın biz yok olunca yok olması aynı şey değildir! Evren bir mahluktur, Tanrı ise yaratıcı olan aşkın bir bilinçtir. Tanrı hiçbir şey yaratmasa da, kendi kendini bilir, kendi kendine yeter. Evrenin ise bilinci yoktur ve kendi kendine yetemez. Devinmek için yaratıcıya muhtaçtır. Biz de devinebilmek için evrene muhtacız. evren de Tanrı’ ya muhtaç. yani biz de Tanrı’ ya muhtacız. Tanrı ise devinmez. Tanrı mahlukatı devinmek için yaratmadı. Bizim olmayışımız Tanrı’yı yok kılmaz. Evreni yok kılar, çünkü evren bize sebep yaratıldı. Allah’ın ayetlerini okuyup bilmemiz için. Devinip yaşamamız için, var olabilmemiz için, Samanyolu ‘nun devinebilmesi ve var olabilmesi için, Güneş Sistemi’nin devinebilmesi, Dünyanın, ayın ve Güneşin devinebilmesi ve yine bizim devinip yaşayabilmemiz için, yaratıldı evren. Virgo Galaksi Sistemleri , evren sayesinde deviniyor. Samanyolu Galaksisi, Virgo Galaksi kümelerinin sayesinde deviniyor, Samanyolundaki yüzmilyarlarca yıldız ve gezegen samanyolu sayesinde deviniyor, bizim güneş sistemimiz ve dünya ise, yine samanyolu sayesinde var olabiliyor. Yani evren ve virgo galaksi sistemleri, aynı zamanda dünyamız ve güneş sistemimiz için devinmiş oluyor.
Biz yoksak, evren boşa çıkar ve anlamsızlaşırdı. fakat bizim olmayışımız Tanrı’yı anlamsızlaştırmaz. çünkü Tanrı bize sebep var olmadı. Ama evren bize sebep var oldu. Önce kim vardı? Bütün rasyonel, irrasyonel, dini, felsefi, retorik, poetik, analitik ve diyalektik , teolojik, düzlemlerde önce olan Tanrı’dır. yani tanrı bize muhtaç olsaydı bizden önce varlıkta olup varolagelmezdi. bizden sonra var olurdu. Tanrı bize sebep var olsaydı, Tanrı olmazdı, çünkü Tanrı zaten sebepsiz olandır.
Tanrı insanı ve bütün yarattıklarını ihtiyacı olduğu için yaratmadı. Bunu ileri sürenler absürdist yaklaşıyor bu ciddi konuya. Tanrıyla tanışmışlar gibiler. O’nun zati mahiyetini, Gayb’ını, hikmetini, ve sonsuzdan gelip yine sonsuza giden kozmik tarihini bilirler gibi dem vururlar. Soylarının bile iki günlük nefesiyle. iki günlük gördüğüyle. İnsan nisyandadır der Kuran, ne doğru der. şu insan soyu koca evrende hatta sonsuz kozmik tarihte kaç dakka, kaç saniye eder? Gaybı bende görmedim ben de bilmiyorum ama mantıklı olmaya çalışıyorum.
O, yokun yokunda, kendi sonsuz potansiyelinde, varın varını diledi. İstemedi. diledi. Hem yokta hem vardaydı. Rahmet etti ve varlığı yarattı. Var’ın varını yarattı. Varlık (mahlukat, bütün yaratılanlar) Var’dan var oldu. Var , Tanrıydı. Yok, Tanrıydı. Var’ dan varlık oldu. Var’ın varı. Evren ya da evrenler, mahlukat, alemler hepsi Var’dan var oldu. hem vardan hem yoktan var oldu .
Bizim yokluğumuz bizim yokluğumuzdur. Tanrı’nın yoku ise Tanrı’nın yokudur. Bizim yokumuz zaten yoktur. O Tanrı’dadır onundur. Bizim yokumuz yoktur ama Tanrının yoku vardır. yok da o , var da o. yokluk da onun , varlık da. o hem varlık(kavramsal olarak) , hem yokluk(kavramsal). biz var olmasaydık o yine vardı. hep vardı. hepten vardı. hepten hiçliğe hep vardı. Bizleri yaratmasaydı sadece -biz- olmazdık. Biz yokta, O’nun yokunda kalmış olurduk. yani sadece onun sonsuz potansiyelinde kalmış olurduk. Yani biz de, bizler de yaratılmadan önce onun yokundaydık. O’nun potansiyelindeydik. yani Hiçte ya da bir hiçlikte değildik. Hiçlik ve Yokluk farklı kavramlardır. Yoktaydık ve sonra var olduk. Husule geldik. Meydana çıktık. Böylece bizim de kendi zamanımız oluştu. Bir zaman içine bir uzay zaman boyutu içine girmiş olduk. Eşyalaştık ve diğer eşyaya tabi olduk çünkü zaman ancak eşya ile daimdir. Zaman eşyanın gölgesidir çünkü.
Yaratılmış, husule gelmiş, yokluktan varlığa çıkmış, yoktan vara geçmiş her şey zamana dahildir. Her yaratılan şeyde, zaman yeniden var olur.Yaratılan bir şey yoksa zamanda yoktur. Çünkü eğer yaratılmadılarsa onlar Tanrının yokunda yani potansiyelindedir. yokta oldukları için zaman boyutu da oluşmaz. Tanrı bu yüzden zamansızlıktadır çünkü kendisi her hangi bir potansiyelden ya da herhangi bir yokluktan var olmamıştır, yani kendisi yaratılmamıştır. o yüzden onun kendi kendiliğinde bir zaman yoktur.
Tanrı’nın kendi sonsuz ve kozmik tarihinde yarattığı bütün her şeyin (varlık) haricindeki henüz yaratmamış olduğu her şey, henüz Yok’tadır, yoktur. Yokta yani Tanrı’nın Yokunda olan her şey Tanrı’nın sonsuz potansiyelidir. Tanrısal ortamları ise, yaratılmış ve ortaya çıkmış olan varlık alanları oluşturur. Dolayısıyla Potansiyel sonsuzluğun (Tanrı’nın yoku) dışındaki bütün alanlar ve ortamlar birer varlık alanıdır. Yani yaratılmış, yoktan(potansiyelden) vara geçmiş, Tanrısal Ortam ya da Ortamlar’dır.
Tanrı’nın kendiliği ise, Tanrı’nın kendi Var’ı ve Yok’unun dışında bir kavramda duran zati halidir. Yani Tanrı hem yarattıklarından hem de yaratmadıklarından bağımsız bir kendiliğe sahip ve devinmeyen, yegane öz bilinç ve öz kaynak zihindir. Onun kendiliği hem kendi potansiyelinden ve hem de bütün Tanrısal Ortamlar’dan ayrıdır. O var ve yokun tek sahibidir. O yegane kendiliktir. Devinmeyen kendiliktir. Külli kendiliktir. İnsanda yer alan tanrısal ortamdaki kendilik ise cüzi kendiliktir. İnsan cuzi kendiliğini kendi bilincinde bulur. bu bilinç alanı ise, yaratılmış olan tanrısal bir ortamdır. İnsan aklı ve bilinci de bir kendiliktir. Bu bizlere bahşedilmiş muazzam bir şeydir. Bizim de bir potansiyelimiz ve yaratma niteliğimiz var. Bizim kendiliğimiz ise devinmeyen değil; ihtiyaçları olan, koşullu ve şartlı bir kendiliktir. Yani devinen bir kendiliktir. insandaki cüzi kendiliğin potansiyeli ve yaratması ise külli kendilikteki gibi sınırsız ve sonsuz değildir. Devinen her şeyin bir sonu vardır. Çünkü insan tanrısal bir ortamdır. Bütün Tanrısal Ortamların hepsi devinim alanlarıdır. Varlık bir devinimdir. Yani Tanrı’nın potansiyelinden çıkıp var olmuş , yani yaratılmıştır. Tanrı’nın kendiliği ve yaratma edimi ise; kayıtsız, şartsız ve sonsuz bir kendiliktir. Tanrı’nın sonsuz potansiyeline, Tanrı’nın yarattığı her şeyi nispet etmeye kalkmamız sanırım yersiz bir düşünce olurdu. İnsanın potansiyeli ise sonsuz değildir.
K – Tanrı’nın Yok’u onun potansiyelidir.
Tanrı’nın Var’ı ise onun Yok’unun görünmüş bilinmiş zahir olmuş, nimet olmuş, zuhur etmiş halidir, halleridir. Yani yaratılan her şey Yok’tayken, O yine O’ydu. Var’ı da vardı. Yok’u da. Hepten hepe, hiçten hiçe. Bizleri ve belki başka irade sahibi varlıkları yaratmayı diledi. Tanrı, yaratmak eylemini ihtiyacı olduğu için ya da gerçekten var olmak için yapmaz. Tanrı’da yokluk ve varlık iç içedir zaten. İsterse bize verdiği vaadi yerine getirdikten sonra, yarattığı bütün alemleri, varlıkları her şeyi yeniden toplar ve kendi kavramındaki yokluğa katar. Potansiyeline. Dilerse bir daha hiçbir şey yaratmaz. Belki de bizden sonra bir şey yaratmamıştır. çünkü O, zamanın dışındadır. belki bizi, cennet ve cehennem hayatını, sonsuzluk imgesiyle ifade edilebilecek kadar uzun bir zaman oralarda yaşandıktan sonra bizi tekrar yokluğuna katacak. ya da kattı bile. biz kendi zamanımız içinde bunları lineer olarak sırayla yaşıyoruz. Festivalin nihayetini kimse bilmiyor. sonsuza kadar cennet ya da sonsuza kadar cehennem bana çok tutarlı gelmiyor ve fakat bu böyledir bu kesin böyledir demek de bana biraz cesurca ve cüretkar gelmiştir hep. fakat ülkemizdeki gelenek İslam’ı bunu kesin olarak dile getiriyor. bunlar Gayb bilgisidir bilemeyiz. ben sadece naciz aklımı işletip tahmin ediyorum fakat onlar bu kesin böyledir diyebiliyorlar. Konuya dönersem, belki bizi her şey yaşandıktan sonra yokluğuna katmıştır. geldiğimiz yere. ya da geldiğimiz kavrama. bütün evren ya da evrenler mahluktur. Yaratıcı ile yaratılmış olan ayrıdır. Vahdet-i Vücud anlayışı panteist bir anlayıştır. Kuran’la ve İslam ile çelişir. Her şey tanrıdır, her şey O’dur. O bende , ben de O’ndayım demek şirktir. Tasavvuf malesef bir yozlaşmadır. bir zamanlar ben de severdim o derviş menkıbelerini lakin malesef uyandım evet. Her şey tanrıdır demek; Tanrı evrendir demektir. bu da panteizmdir. O zaman kim OL ! dedi? yaratma eylemini kim yaptı? Kuran’da onlarca ayet boşa çıkar. evren ve bütün varlık her şey, ezelden beri tanrıydı madem o zaman her şey ; evren varlık zaten hepsi ezelden vardır. Her şey Tanrıdır demek kusurlu olanla kusursuz olanı aynı yere koymak demektir. Yaratılmış olanla Yaratıcıyı birlemek demektir. Bütün parçadan önce gelir. Böyle yapmakla parçayı bütünün önüne geçirmiş oluruz. Bütün dediğimiz şey yaratıcıdır. Parça ise yaratılmış olan her şeydir. Bunun adı küfürdür. Panteizmdir. Evet tabi ki ,Mülk onun. Her şey onun. ama her şey O değil. Onun zati sıfatları sadece onda saklıdır. Gaybı sadece onda saklıdır. Kuran’da iki üç sembolist , simgesel ayeti alıp böyle anlamlara yormak, müteşabih ayetleri sınıflarken , işine göre olanı almak, diğerini müteşabih saymamak, tehlikeli bir iş. Külli İrade, Cüz-i İrade. bu ne peki? Her şey Allah ise benim cuz-i iradem ne olacak? suç ne olacak? imtihan ne olacak? suçlular, zalimler ne olacak? cehennem ne olacak? cennet ne olacak? hesap günü , nizam , ahiret ne olacak? günah ne olacak? sevap ne olacak? Sadece O var, ve ondan başka bir şey yok demek de; her şey “O” demektir zaten. Her şey O’dur. Ondan başka bir şey yoktur demek küfürdür. Rabbimizin büyük bir sanat, hikmet ve incelikle yarattığı her şeye ve onun yaratma sıfatına hakarettir. ve en vahimi; onun yaratma sıfatını da ortadan kaldırır. Her şeye kadir olan Yüce Rabbimiz, kendini yarattıklarından ayıramayacak mı? Ayırmadıysa ve her şey hala O ise; her şeyin ama her şeyin içi boşalır. Yukarda saydım. hepsini de sayamadım. sayamam da. Yaratıcının olması gerektiğini ispatlarken ; ortada bir eser varsa bunu var eden bir usta var diyorsunuz. Peki, bir masa imal eden bir usta aynı zamanda masa mıdır? kuyumcu yüzük yapıyor, yüzük kuyumcu mudur? bla bla bla. örnekler sayısız uzar. Evreni yaratan yaratıcı usta ; evren midir? yani Rabbimiz yarattığı şeyden kendini ayıramamış ve ne yarattıysa sürekli onunla bütünleşmiş ve bu böyle devam etmiş. hoppala paşam , malkara keşan. bu tasavvuf konusunu tarihten günümüze enine boyuna daha incelikli bir makalemde ele alacağım. şimdilik bu bahsi burda kesiyorum. Tasavvuf radikal bir romantizm, kökleri Batınilik’te olan sapkın ve uçkun bir anlayıştır. Uçan kaçan belli değildir.
Big Bang’dan önce Tanrısal ortam vardı. Bu sebeple bir hiçlik ortamından zaten söz edilemez. Evren yaratılmadan önceki ortam Tanrısal ortamdır. Big Bang olayı ise bir dönüşüm olayıdır. Var olan Tanrısal ortamın başka bir Tanrısal ortama dönüşmesidir. Varlığın tümü ise zaten çeşitlenen bir Tanrısal ortamdır. Değişen ve dönüşen Tanrısal ortamlar bütünü. Tanrısal ortamla Tanrı farklı kavramlardır. Tanrı’nın yarattığı bütün sistemler ve varlıklar birer Tanrısal ortamdır.
Yaratan ve yaratılan, Allah ve kul, Özgür irade ve bedel. Şiddet-uysallık, kötülük-iyilik, zalim ve adil. cehennem-cennet. hepsi çok gerekli ve hepsi yerli yerinde. mesuliyet ve imtihan. suç ve yargı. güzel ahlak ve ödül. gelişim ve tekamül. Şiddet ve kötülük. Hepsi yerli yerinde.
Kötülük zaten bütün kusurların ve zayıflıkların kaynağıdır. Onu seçmek ya da seçmemek senin elinde. Güçlü olmak iyi olmaktır. Kötü olmak bir tür kısa yoldur. Onu seçmek kolay yolu seçmektir. Zayıfların tercihidir.
14/Kasım/2022 – K.Çağlar Aksu
İçinde Kalmasın